єщщ®єє™'s profileMy Name's H. €mmR€ Turan...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    March 30

    İŞTE O BENİM...

    O BENİİİM... YARABBİM ÖZENMİŞ TE YARATMIŞŞ.... 

     


    EMMRE TURANOĞLU 

     

    ALO KİME DİYORUM...??
     
     
     
     
     
     











     
    Gözgöze Geldiğimiz O İlk Gün, Heyecanımız Volkan Gibiydi, Dizdize Ağladıgımız o İlk Gün,
    Gözyaşlarımız Sel Gibiydi, Yazık Olur Günlere, Küsemezsin Senelere,
    BENSİZ GİDEMEZSİN SEN BİR ADIM ÖTEYE.. Beni De Alıp Git..

     
    March 29

    KARADENİZLİYİZ BİZ...

    Google Groups

    Karadenizliyiz Biz grubuna kayıt olun

    E-posta: Üyelik İşlemi Grubumuzun Anasayfasından Yapılmaktadır
    Arşivlere Göz At groups.google.com.tr
     
    * Grubumuzun adı: Karadenizliyiz Biz
     
     * Grubumuzun e-posta adresi: Karadenizliyiz-Biz@googlegroups.com
    Ayrıntılar:
     
    * Üyelik İşlemi Hiç Bir Ücrete Tabii Değildir..

    * E Posta Adresiniz Ve Rumuz Yazmanız Üyelik İçin Yeterli olacaktır..

    * Google Group larının Sağladığı Avantajlardan Sizde Yararlanın..

    * Bütün Karadenizlileri Buluşturan "Karadenizliyiz Biz" Grubundan Hergün Maillerle, Olan Biten Herşeyden Haberdar Olacaksınız..

    * Karadeniz Takımlarımızdan Haberler, Eşsiz Güzel Doğa Resimlerimiz, Siyasi, Bilm - Kültür Yazıları, Yöremizin Kalkınma Faaliyetleri, Dilekleriniz, Önerileriniz, Eleştirileriniz Herşey Burda Ses Getirecek..

    * Karadenizin Sesi olmaya Varmısınız..

    * Hem Ses Getireceksiniz, Hem de Gurbet Ellerde Karadenize olan Özleminizi Gidereceksiniz..

    * Ayrıca Sizlerde Yorum, Görüş, Makale, İlginç Haberler ve Başka Yazmak İstediğiniz Yazıları Yazabilir Ve Bunları Bütün Grup Üyelerine Gönderebilirsiniz..

    * Haydi Sizde Dalgaların Sesi olun...

    * Üyelik İçin Sizi Burda Bekliyoruz: http://groups.google.com.tr/group/Karadenizliyiz-Biz
    March 27

    Emmre'den Destinasyon...

     

    Onlara, "yeryüzünde fesatlık çıkarmayın" dendiğinde, "tam tersine,bizler barış ve esenlik getirenlerdeniz, biz ancak ıslah ederiz" demişlerdir. Dikkat edin, gerçekte onlar, ortalığı bozanın ta kendileridir de bunun bilincinde olmuyorlar. (Bakara suresi 11-12) Pakistan depremi sonrası, Pakistanda ortaya çıkan bu mektup Ankara'ya geri gönderildi.. ( İlgili makamlardan aldığım bilgiye göre mektubu yollayan çocuk Kütahya - Tavşanlı'da bulunmuş ve devletin koruması altına alınmış.. Devletimiz ilk defa bir işe yaramış sanırım Herkesin içi rahat olsun. )
    Yemek için böcek toplayanlar..

    Arkadaşlar lütfen duyarlı olalım. Gerektiği kadar alıp artanı farklı şekilleerde değerlendirip ziyankarlığa dur diyelim.
    Ben bizleri şanslı azınlık olarak görüyorum.. Sevgiyle kalın..

    Çöpe attığımız bir lokma ekmeği düşünelim ...!

    Beğenmediğimiz yemekleri...!

    Onlarca ayakkabıyı...!

    Dolaplar dolusu elbiseyi...!

    LÖSEV
    ZİRAAT BANKASI G.O.P. ŞUBESİ
    Hesap no: 190006

    SOKAK ÇOÇUKLARI REHABİLİTASYON DERNEGİ
    İŞ BANKASI YELDEGİRMENİ ŞUBESİ
    Hesap no : 318373

    ÇAPA BİZİM LÖSEMİLİ ÇOÇUKLAR VAKFI
    VAKIFLAR BANKASI ŞEHREMENİ ŞUBESİ
    Hesap no : 2072

    DARÜŞAFAKA CEMİYETİ
    YAPI KREDİ BANKASI BAYAR CADDESİ ŞUBESİ
    Hesap no : 1000396-2


    Kuran'da çok büyük hikmetler vardır. Hele Yasin suresi ne şahanedir. Ben Kuran okumak istediğimde çok defa Yasin suresini okurum... M.K. ATATÜRK

    Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız. Bu dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür.. M.K. ATATÜRK
    Milletimiz, din gibi kuvvetli bir fazilete sahiptir. Bu fazileti hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır, alamaz da... http://mucizeler.com/19lar (http://mucizeler.com/19lar)

    Kuran'da 74. sure Müddessir(Gizlenen) suresinde, 30. ayette "Üzerinde 19 vardır" denmektedir..

    Bir sineğin bile kanat çırpışı O'nun izniyle oluyorsa.. hiçbir şey tesadüf değilse.. Hayır herşey tesadüf diyenlere işte tesadüfler !! :

    EVET O BİR KURTARICIYDI..!! İŞTE TESADÜFLER OKUYUNUZ..

    ATATÜRK VE 19 Mucizesi :

    1. 1881’de 19. yüzyılın bitimine 19 yıl kala doğmuştur.

    2. Sağlığında, İngiliz İmparatorluğu hükumeti Atatürk’ün doğum gününü tebrik için Türk Hükumeti’nden sormuş, Atatürk 19 Mayıs 1881 diye yanıtlamış ve kayıtlara böyle geçmiştir.

    3. 19'uncu yüzyılda 19 yıl yaşamıştır.

    4. 19 yaşında 1900 yılında Harbiye'ye girmiştir.

    5. Harb Akademisi’nden aldığı sicil 317-8’dir. Bu rakamların tek tek toplamı 19 eder.

    6. 19 Mayıs 1915’te Miralay (Albay) oldu.

    7. Atatürk, 19 mart 1916'da Tuğgeneral oldu. Atatürk, Çanakkale savaşı'nda 19'uncu tümen'i komuta etti. 30 nisan 1919'da 9. ordu müfettiŞliĞi'ne atandı, 19 gün sonra Samsun'a çıktı.Samsun'a çıktığında 38 yaşındaydı. ( 19 x 2 = 38 )Atatürk, Samsun'da 19 gün kaldı.

    8. Atatürk, 4 temmuz 1919'da Erzurum'a gitti. 19 gün sonra 23 temmuz'da Erzurum Kongresi'ni topladı. Atatürk, 4 eylül 1919 Sivas Kongresi'nden 114 gün sonra 27 aralık 1919'da Ankara'ya gitti. (19 x6=114) Atatürk, İstanbul'a toplam 19 kez geldi.

    9. Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazandıktan sonra, başarısına karşılık TBMM kendisine olan minnet ve şükranını belirtmek için 19 Eylül 1921’de kabul ettiği özel bir kanunla mareşallik ve gazilik unvanı vermiştir.

    10. Harp okulu'nu 20'nci olarak bitirdi. Subaylardan birisi yabancI oldugu için mezun olan 19 subaydan biri oldu. Atatürk, Harp akademisi'nin 57'nci dönemine kaydoldu. ( 19 x 3 = 57 )

    12. Atatürk'ün ilk askeri görevi, 19'uncu kolordu komutanlığıdır.

    13. 19 Aralık 1904’te bağımsızlık düşüncelerinden ötürü Yıldız Sarayı’na çağırıldı.

    14. Çanakkale Savaşları'nın zaferle sonuçlanmasında büyük rol oynayan 19. Fırka’yı (Tümen) kurmuş ve ona komuta etmiştir.

    15. Mahiyetindeki komutanlara: “Ben size, taarruz edin demiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zamanda yerimize başka kuvvetler gelebilir.” Demiş ve elindeki pek az kuvvetle 19 Mayıs 1915’e kadar oyalama muharebesi ile düşmanı tutmuştur. Düşman yine Çanakkale’deki başarısızlıkları sonucu 10 Aralık 1915’te Gelibolu Yarımadası’nı boşaltmıştır.

    16. Zor bir duruma düşen 7. Ordu’ya komutan tayin edilen M. Kemal, bir düşman saldırışını seziyor ve hazırlanıyordu. Nitekim 19 Eylül sabahı düşman harekete geçti, hem de kat kat üstün kuvvetlerle. Sağındaki ve solundaki kuvvetler epeyce kayıp verdikleri halde M. Kemal zamanında aldığı tedbirlerle kayıp vermekten kurtuldu.

    17. 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkacak olan Atatürk’ün bindiği Bandırma vapurunda 19 yolcu vardı. ( 19 Mayıs 1963 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya’nın 19 Mayıs ve Ötesi adlı makalesinden)

    18. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Bu tarihte 3 tane 19 rakamı vardır ki Atatürk’ün ömrü de zaten 3 x 19 ‘dur. 19 Mayıs 1919’da ise 2 X 19= 38 yaşındaydı. 1919 rakamındada 101 tane 19 vardır.

    19. 19 yıl Türk milletinin kaderine bilfiil hakim olmuş, Türk milletine baş komutan ve devlet başkanı olarak hizmet etmiştir. ( 1919-1938)

    20. Milli Mücadele’ye fiili olarak başlanması için komutanlar ile yaptığı konuşma ve mecliste milli davanın gerçekleşmesi yolunda güdülecek siyasetin karara bağlanma tarihi de 19 Kasım 1919’dur.

    21. Millete yayınladığı bir beyanname ile Osmanlı Devleti’nin hayat ve egemenliğinin sona erdiğini belirterek Türk milletini hayat ve bağımsızlığa kavuşturmak için, Ankara’da olağanüstü bir meclis toplanmasını ve Türk milletinin idaresini bu meclise devretmeyi 19 Mart 1920’de kararlaştırmıştır.

    22. Hitabet sanatının şaheseri olan Büyük Nutuk’un sonundaki Türk Gençliği’ne Hitabesi de başlangıç cümlesi ile birlikte 19 cümledir.

    23. Mustafa Kemal Atatürk, adına 3 aşamada kavuşmuştur, fakat ilginç olanı adındaki harf sayısının "Mustafa Kemal Atatürk” de 19 harftir.

    24. Bizler için tarihe geçmiş en önemli sözü : “Ne mutlu Türk’üm diyene” cümlesi de 19 harftir.

    25. Dünya için tarihe geçmiş en önemki sözü : “İstikbal Göklerdedir “ Ne rastlantıdır ki Atatürk’ün bu sözleri de 19 harften oluşmaktadır.

    26. 10 Kasım 1938’de ( 19 x 2 x 19 ) ( 10 Kasım günü saat 10+9=19 ) 3 x 19= 57 yaşında ölümlü yaşama gözlerini kapamıştır.

    27. Cenazesi büyük bir merasimle 19 Kasım 1938 günü Yavuz zırhlısı ile İzmit’e götürülmüştür.

    28. En büyük kahramanın ebediyete intikali üzerine arkadaşı ve halefi İsmet İnönü’nün Türk milletine beyannamesi 19 cümledir.

    29. Doğum ve ölüm yılları 1881 ve 1938 sayıları 19 sayısının katlarıdır.

    30. Atatürk, Selanik'te doĞdu.( Selanik sözcügünün "ebced" hesabiyla degeri 171'dir. 9 x 19 =171 )

    31. 1881, rumi takvime göre 1297'dir. ( 1 + 2 + 9 + 7 = 19 )

    32. Atatürk'ün nüfus cüzdanı numarası : 993814 ( 19x52306=993814 )

    33. Atatürk'ün Latife Hanım ile olan evliliği 912 gün sürdü. ( 19x48=912 )

    34. TBMM'nin ilk kütüğündeki sıra numarası 19'dur.

    35. Atatürk'ün cenaze töreninde Chopin'in 19 notalı 19'uncu marşı çalındı.

    36. Atatürk'e verilen madalyalarin toplami 19'dur.

    37. Atatürk, 19.000 tl. nakit miras bıraktı.

    38. Atatürk'ün, İstanbul Akaretler yokuşu'nda oturdugu evinin numarasi 76 idi.( 19 x 4 = 76 )ilginçtir...

    39. İlk 19 yılda hazırlandı(eğitim), 19 yılda siyaset ve askerlik alanında savaştı(savaş ), üçüncü 19 yılda devlet başkanı sıfatı ile hizmet etti(yönetim) ( 3 x 19= 57 ).



    DİĞER BİLMEDİKLERİMİZ :


    Atatürk hakkında aşağıdakilerden hangisini biliyorsunuz ?

    -Atatürk`ün dünyada `başöğretmen` sıfatlı tek lider olduğunu

    -Bir geometri kitabı yazdığını. Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasını bu yazdığı kitapla bizzat Mustafa Kemal olduğunu

    -Bir röportajda "Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?" diye sorulur, Atatürk: "Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Davet gelirse düşünürüz". BM yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke biz oluruz

    -Yıl 1938, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der: "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim

    -Yıl 2000, ABD Başkanı`nın milenyum mesajından bir alıntı : "Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk' tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir"

    -Yıl 1938, Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiir`den alıntı : "Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir"

    -Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu

    -Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın askerlerimiz var. Ama dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimiz var; 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reiseliğine bizzat Atatürk tarafından atanmış Üstteğmen Kara Fatma

    -Atatürk çiçeği`nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landın`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını

    -Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu

    -Mimber adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede ilk defa sansür kelimesi geçtiğini

    -Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı vasiyetinde mezar taşına yazılmasını istediği metni bırakmıştır. Diyor ki: "Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm"

    -Yıl 2005, Amerika'nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr. Johns`un önerisi "Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk' ü örnek alsın yeter"













    Galatasaray büyük bir başarıya imza attı; ilk kez bir Türk takımı UEFA Kupası'nı kazandı.

    Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını serverim. M.K. ATATÜRK ( NOT: Tüm takımlarımız ahlaklıdır.. her takım birdir, fenerli dostlarım yanlış anlamasın ! ) Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir. Benim kuvvetim; benim size olan sevgim ve sizin bana olan sevginizdir... M.K. ATATÜRK
    10 Kasım 09.05
    İki Mustafa Kemal vardır; biri ben; et ve kemikten, fani Mustafa Kemal.

    İkinci Mustafa Kemal'i "Ben" sözcüğüyle ifade edemem. O, ben değil bizdir. O, ülkenin her köşesinde yeni düşünce, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ulusun içinde yaşattığı Mustafa Kemaller ülküsüdür. Ben onu simgeliyorum. O Mustafa Kemal sizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur.

    Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa beni bir Türk anası doğurmadı mı? Türk anaları daha nice Mustafa Kemal’ler doğurmayacaklar mı? Asıl güç ulusundur, benim değildir... M.K. ATATÜRK

    March 22

    ATATÜRK'ÜN UŞAĞI ANLATIYOR...

    Atatürk'ün en mahrem anıları ne?
    Atatürk'ün içki içmesine en çok kim müdahale ederdi? Mustafa Kemal'in yakın çevresinde bulunan asalaklar kimlerdi? İşte bu ve buna benzer sorular, Atatürk'e en yakın birinin kaleminden...Okudukça şaşıracaksınız, hayrete düşeceksiniz...
    Atatürk'ün en yakını ne anlattı  22 / 03 / 2007 14:10

    cafesiyaset.com (özel haber)

    Cemal Granda… Atatürk’ün Uşağı… Hizmetine girdiği 3 Temmuz 1927'den, ölümü olan 10 Kasım 1938'e kadar Atatürk’ün yanından hiç ayrılmadı. 12 yıl boyunca Atatürk’ün ünlü sofrasının konuklarını, devlet başkanlarının ziyaretlerini, Atatürk’ün kederlerini, sevinçlerini en yalın haliyle gözlemledi.

    Sonra da bunları kaleme aldı.

    Cemal Granda'nın anıları 1972 yılında Hürriyet tarafından basılmıştı. 33 yıldır yayınlanmayan anılar şimdi yayın hayatına yeni atılan Kristal Yayınları tarafından okuyucuyla buluşuyor..

    KİTAPTA NELER VAR NELER?

    -Atatürk’ün, “Kemal” adını “Kamal” diye değiştirdiğini biliyor muydunuz?
    -Tüm yurt gezilerinde her türlü masrafı kendi cebinden ödediğini biliyor muydunuz?
    -Atatürk, bir gece sofrada dostlarıyla sohbet ederken hizmetlilere dönüp neden “Bütün elbiselerimi yakın” emrini vermişti?
    -Atatürk Dr. Reşit Galip’e neden kafatası ölçüsünü aldırdı? Ata’nın kafatası ölçüsü kaç çıktı?
    -Nutku hazırlarken üç gün üç gece uyumadan çalıştığını biliyor muydunuz?
    -Kendisini çok kızdıran Dr. Reşit Galip’i sofrayı terk etmeye davet eden Atatürk, Reşit Galip bunu reddedince ne yapmıştı?
    -Resmiyetten sıkılan Atatürk, bir gece yarısı Dolmabahçe Sarayı’ndan gizlice dışarı çıkınca İstanbul Valisi sabaha karşı onu nerede bulmuştu?
    -Atatürk bir gün neden “Biz de bir zamanlar marifetmiş gibi evlenmiştik” demişti?
    -Neden İsmet İnönü’nün çocuklarına mirasından ödenek bırakmıştı?
    -Milli Eğitim Bakanı atadığını bildirdiği akşam, Dr. Reşit Galip’i neden iki askerle güreş tutmaya zorlamıştı?
    -Mareşal Voroşilov’un Türkiye ziyaretinde, Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Sekreteri Recep Peker’i Stalin’in muadili sanması, Peker’in başını nasıl yedi?
    -Atatürk, bir gece iddia üzerine tabancasını çekip köşkteki avizelerin ampullerini nasıl vurdu?
    -Atatürk, sofra sohbeti sabaha dek uzayınca manevi kızı Zehra’ya nasıl sabah ezanı okuttu?
    -Uşağının diğer hizmetlilere şakayla “Selanik’ten çıksa çıksa Yahudi çıkar” dediğini duyan Atatürk, akşam sofrada buna ne karşılık verdi?
    -Yakın arkadaşı ve koruması Recep Zühtü metresini vurunca Atatürk ne yaptı?
    -Uşağının ev alırken tapuda rüşvet vermek zorunda kaldığını duyan Atatürk nasıl tepki verdi?
    -İstanbul Valisi Üstündağ ekmeğe zam yaptığını haber verince nasıl küplere bindi?
    -Nazım Hikmet hapisteyken köşkteki gramofonda plağı çalınca Atatürk şair hakkında neler söyledi?
    -Masonluğu kaldıran Atatürk, gençlik yıllarında kendisinin de mason olduğunu nasıl anlattı?
    -İngiltere Kralı 8. Edward’ın, Türkiye ziyaretine birlikte geldiği Madam Simpson yüzünden tahtı terk edeceğini Atatürk nasıl tahmin etmişti?

    Elinizden bırakamayacak, bir solukta okuyacak, Atatürk’ü daha yakından ve içimizden biri olarak tanıyacaksınız…

    İŞTE ANILARDAN BİR DEMET

    Kitapta yeralan anılan çok ilginç. İşte bu anılardan bir demet...

    ...Yalnız bir gece Kazım Özalp’in evinde tam yirmi sekiz kadeh kokteyl içtiğini hatırlarım. Bunun adı Napoleon Kokteyli idi. Bir miktar cin, bir miktar vermut, bir miktarda Seribrandi likörü ile yapılıyordu. Bunların dışında alıştığı içkiyi değiştirmemiştir.

    Her gece içen Atatürk, gündüzleri alkol kullanmaz, yalnız çok sıcak günlerde bir iki bardaktan fazla olmamak üzere bira içerdi. Bu yüzden kimse Atatürk’e gündüzleri içki içmek için ısrar etmez, en koyu alışkanlar bile akşamın olmasını iple çekerdi. Büyükdere gezisi o ender gecelerden birine rastlamış ve halkın gösterisi karşısında coşan Atatürk, içki faslını farkında olmayarak sabaha dek sürdürmüştü.

    ÇEVRESİNDEKİ ASALAKLAR

    Atatürk’ün sofracısı olduğum için çok temiz giyiniyordum. Elbisem her zaman ütülü, beyaz gömleğim kolalı, iskarpinlerim rugandı. Davetlilerden birçoğu şıklığımı kıskanır ve giyimimi benzetmeye yeltenirlerdi. O zaman birçok bakan ve milletvekili bile papyonlarını bana bağlatırlardı. Umumi kâtip Hasan Rıza Soyak, Rize milletvekili Hasan Cavit, özel kalem memuru Lütfi Bey, giyim devrimine kendilerini uydurmaya çalışanlar arasındaydı.

    Cumhuriyet yeni kurulmuştu. Çok kimse giyim devrimini kavrayamamış ya da henüz benimseyememişti. Aralarında talihsiz, cahil olanlar da vardı. Fakat kısa zamanda yaşadıkları ortama uymasını biliyor, en centilmen diplomattan daha centilmen kesiliyorlardı.

    Bunların bazıları okuma yazma bile bilmedikleri halde evlerine çok büyük kitaplıklar yaptırmışlardı. Örneğin Atatürk, bir atlas ya da kitap aradığı zaman, kitaplıktan biz gider, bunları çıkarırdık. Atatürk’e onlar kendileri bulmuş gibi götürüp verirlerdi. İçlerinde çok zekileri de vardı. Atatürk her hangi bir emir verse, onlar bunu istedikleri şekle sokar, kendilerine işten pay çıkarırlardı. Oysa bu işleri zavallı memurlar uşaklar görür, hazıra onlar konar, her zaman her yerde parsayı onlar toplardı. Her zaman gezilere onlar gider, hepsi birer silahşor kesilirlerdi.

    Fakat bütün bunlar Atatürk’ün hiç gözünden kaçmaz, onları inceden inceye alaya alır, bazen karşılık veremeyecekleri bir soru yağmuruna tutar, karşısında nasıl ecel terleri döktüklerini hazla seyrederdi. Dalkavuklara, laf ebeliği yapanlara çok kızardı. Çok geçmeden bir punduna getirerek, yaptıklarının acısını onlardan çıkarmasını bilirdi.

    Hırpalayacağı, ya da alaya alacağı kimseleri sık sık sınava çekişine tanıklık etmişimdir.

    Atatürk’ün şaşırtıcı soruları ve mantık oyunları karşısında bunların dökülüşleri görülecek şeydi. Zaten O’nun sorularına tam cevap verecek adam az bulunurdu. Hepsi birer zekâ oyununa dayanıyordu. Kimse altından kalkamazdı.

    İÇKİSİNE KARIŞANLAR

    Atatürk’ün içki içmesine karşı olanların başında umumi kâtip Yusuf Hikmet Bayur geliyordu. Bayur- her halde Atatürk’ü hepimizden çok sevdiğinden olacak-O’nu içkisinden caydırmak için türlü bahaneler bulur, fakat hiç birini başaramazdı.

    Atatürk çok içmezdi. İçtiği zamanda içmesini bilirdi. Acele etmezdi, konuşarak, sohbet ederek, yavaş yavaş içmeyi severdi. Ölçüyü kaçırmazdı. Sarhoş olduğunu bir kez bile görmedim. Taşkın bir hareketine rastlamadım.

    Böyle olduğu halde Hikmet Bayur’la aralarında sık sık tartışmalara tanık olurdum. Hemen her sabah tekrarlanan bu tartışmalardan Bayur’un yenilgiye uğradığını üzülerek görürdüm.

    Hikmet Bayur, erken saatlerde Atatürk’e gelir, o günkü ajans bültenlerini getirir ve kendisinden emir alırdı. Atatürk’ün yorgun halini gören Bayur dayanamaz:

    -‘‘ Paşam, yine renginiz yerinde değil, çok yorgun ve bitkinsiniz. Şu içkiyi bu kadar içmeseniz daha iyi olur.’’derdi.

    Bu karışmaya Atatürk’ün canı sıkılır ama hiç belli etmemeye çalışarak:

    -‘‘A Hikmet Bey, ben rakıyı şimdi değil, daha Harbiye talebesiyken içerdim. Bugüne kadar da hiç zararını görmedim,’’diye karşılık verirdi. Bayur bunun da altında kalmazdı:

    -‘‘ Muhterem Paşam, bu gün belki zararını görmediğinizi sanırsınız, fakat yarın göreceksiniz. Siz bu memlekete lazımsınız. Kendinize acımıyorsanız bari bu millete acıyın. Bu millet sizin varlığınızla vardır. Ne olur şu içkiyi az için.’’

    Atatürk bu sözleri hep gülümseyerek karşıladı. O da Hikmet Bayur’un içinde bir kötülük olmadığını, kendisini herkesten çok sevdiğini biliyordu. Fakat bir gün canına tak demiş olacak ki, Hikmet Bayur yine içkiyi kötüleyen konferansına başladığı sırada birden bire sözü başka yana çevirerek:

    -‘‘ Bu günkü işler arasında neler var bakalım?’’ diye sordu.

    Atatürk o an yine sinirlendiğini belli etmemişti ama kararını vermişti. Bu içki aleyhtarı konferanslara artık bir son verecekti. Üç gün sonra mesele anlaşıldı. Akşam sofrada Atatürk, Hikmet Bayur’la beraber hepimizi şaşırtan şu haberi veriyordu:

    -‘‘  Hikmet Bey, seni Kabil’e sefir yapalım. Git, oraları gör; hatta gerekirse Hindistan’a kadar git. Oralar hakkında bilgi edin. Oku, öğren ve ilim getir. Bize bu yolda faydalı ol,’’dedi.

    Bu suretle Hikmet Bayur’un Kabil büyükelçiliğine atanma emri verilmiş oluyordu. Hikmet Bayur hareketinden önce veda için Köşke geldi. Atatürk, onu salonda ayağa kalkarak karşıladı. Giderken de kapıya kadar elini omzuna koyarak uğurladı. Bayur birkaç gün sonra ayrılarak Kabil’e gitti.

    Bana öyle geliyor ki, bu atanma, Bayur’un yurda hizmet kaygısı, yalansız olarak Atatürk’e içki içmemesi öğüdü ve içmesine engel olma hareketinden ileri geliyordu. O Hikmet Bayur ki, sevgisini, saygısını hiç eksik etmediği Büyük Adama ‘İçme Paşam’ sözünü ilk söyleyebilmek cesaretini göstermiş, fakat bunu çok sevdiği Atatürk’ün yanından uzaklaştırılmak cezasıyla ödemişti. Nitekim Hikmet Bayur haklı çıkmış, Atatürk de sonunda içkinin fenalığını anlamış, fakat iş işten geçmişti.

    ARMSTRONG AZ BİLE YAZMIŞ

    Armstrong ADLI BİR YAZAR Atatürk hakkında yazdığı bir kitapta, O’nun içki âlemlerine de değinerek olumsuz ve yakışıksız yüklemelerde bulunuyordu. Hükümet o zaman bu nedenle kitabın yurda sokulmasını yasaklayan bir karar bile almıştı. Bir sabah Çankaya Köşkü’nün salonunda Atatürk kahvesini içerken, Hikmet Bayur, elinde bir kitapla geldi. Bayur, o dönemde Cumhurbaşkanlığı umumi kâtibiydi. Atatürk’e Hikmet Bayur’un geldiğini haber verdik. Atatürk’ün karşısına ilişen Hikmet Bayur’un halinde bir tuhaflık sezinlemiştik. Atatürk’e çok önemli bir meseleyi söylemekle söylememek arasında duraksadığı anlaşılıyordu.

    Atatürk, bakışlarıyla kitabı işaret ederek:

    -‘‘ Okuyun bakalım Hikmet Bey. Bakalım ne yazmış?’’dedi.

    Anlaşılan Atatürk’ün, Hikmet Bayur’un elindeki kitaptan önceden haberi vardı.

    Hikmet Bayur çok güzel İngilizce bilirdi. Sadece İngilizce konuşmakla kalmaz, İngiliz edebiyatı hakkında da geniş bir bilgiye sahipti. Hemen İngilizce kitabı açıp, çeviri yapar gibi değil de, sanki Türkçe yazılmış bir kitabı okumanın rahatlığı içinde Türkçe okumaya başladı. Atatürk’ü bazen kaşları çatılarak, bazen hayret belirtisiyle Hikmet Bayur’u dikkatle dinliyordu.

    Armstrong, Atatürk’ün içki âlemlerini oldukça ağır sözcüklerle anlatıyor, fakat buna ilişkin bölümün sonunda, ‘Böyle olduğu halde yurdunu ve ulusunu ilgilendiren her hangi bir olay çıktı mı, hemen içkiyi ve eğlenceyi bir yana bırakıp, aslan gibi kükreyerek pençesini o olayın üzerine atmasını bilir,’ demekten de kendini alamıyordu.

    Atatürk, kitabın burasında söze karıştı. Biz, kızacak,’ Kapat şu kitabı, yeter. Halt etmiş bunları yazmakla!’ diye bağıracağını sanıp korkmuştuk. Oysa Hikmet Bayur’a şöyle dedi:

    -‘‘ Bu kitabın yurda sokulmasını yasaklamakla Hükümet hataya düşmüştür. Bu zat bizim yaşadığımız safahatı eksik bile yazmış. Bu eksikliği ben tamamlayayım da, kitaba eklensin, memleket de kitabı okusun’’

    Sonra Hikmet Bayur, yeniden kitabı kaldığı yerden okumaya başladı. Atatürk, yine büyük bir dikkatle dinliyordu. Bir başka bölüme geçilmişti. Hikmet Bayur’un birkaç sayfa atladığını fark eden Atatürk:

    -‘‘ Ne var ki o kısımda, sayfaları atladınız?’’ diye sordu. Hikmet Bayur, çekingenlik içinde: ‘paşam, izin verirseniz burasını okumadan geçeyim’ dedi.

    Atatürk iyice meraklanmıştı:

    -‘‘ Nedir yahu, bu atlamak istediğiniz? Adam ne söylemiş, ne yazmışsa hepsini bilelim. Okumaya devam…’

    Atatürk okutmakta ısrar, Bayur okumamakta inat ediyorlar, aralarında sessiz bir çkişme geçiyordu. Atatürk sonunda biraz sertçe:

    -‘‘ Ne diyor bu adam bizim için? Hakaret mi ediyor? Hayvan mı diyor?’ diye sordu.

    Hikmet Bayur bu sözler üzerine iyice şaşırdı. Cümleleri kekelemeye başladı. Artık kaçamak yol

    kalmamıştı onun için. Okumaktan başka çaresi yoktu.

    -‘‘ Paşam,’’ dedi.’’ Sizin Kastamonu’da şapkayı başınıza ilk giydiğinizi anlatırken ağır kelimler kullanmış.’’

    Atatürk, Armstrong’un bu sözlerine kızmak şöyle dursun, neşelenmişti bile.

    -‘‘ insanlara bazen hayvan sıfatları takar, aslan gibi deriz. Bu da onun gibi. Canı istemiş, böyle düşünmüş bizi. Neyse fena değil. Haydi, okuyun, daha neler var içinde bakalım? Bayağı eğlenceli kitap,’’ dedi.

    Atatürk’ün ne büyük hoşgörü sahibi olduğunu o gün bir kez daha anlamıştım. Büyük bir olgunluk içinde olayların ışığı altında kendi değer ölçülerini, görüşünü, geçmiş olayların ışığı altında kendi değer ölçülerine vurarak kıyaslıyordu.

    UYKU DÜŞMANI

    Atatürk uykuyu sevmezdi. Uyanık geçirdiği zaman, uykuda geçirdiğinden çok fazladır. Bir insan yaşamına sığdırılamayacak gibi imkânsız görünen büyük işleri başarısı, bu yüzden kolay olmuştur.

    Atatürk, yirmi dört saatlik yaşantısının hiçbir zaman bir programa sığdırmak istememiş, ani kararlarla o anda aklına gelen şeyi yapıvermiştir. Savaştan ve Cumhuriyet’in kurulmasından sonra da memleket işleri yoluna girdiği dönemde de, sınırlı bir yaşamın içine girmemiştir. Daima dinç ve uyanık tutmaya çalıştığı asap ve enerjisi de O’nu uyutmazdı.

    Atatürk’ün yaradılışı da, çerçeveli bir yaşama girmesine engel olmuştur. Gerek Çankaya’da, gerekse Dolma bahçe’de oturdu sıralar, gezilerinde, halk arasına serbestçe girip çıkmasında belirli bir program uygulamamıştır. Uykunun dostu değil, adeta düşmanıydı diyebilirim. Ünlü ‘Sofa’sı bu nedenle sabahlara dek sürer, davetliler birer ikişer çekilip gider, O ise sabah güneşini görmeden yatağına girmez uyumazdı.

    Bir gece sabaha karşı, sofradakiler dağıldıktan sonra kendisine yatması için adeta yalvaran Başyaver Cevat Abbas Gürer’e, uykuda geçirdiği zamana acıdığını söyleyerek şöyle demişti:

    -‘‘ Hayat pek kısa. Çocukluk ve mektep hayatı bir kısmını alıp götürüyor. Geriye kalanını da uyku yarıya indiriyor. Uykusuzluğu giderecek ve vücuda gerekli dinlenme gıdasını verecek komprimeler icat olsa ne iyi olurdu. Fakat bir gün bu da olacaktır. Nitekim tıp ilimi, kimya, uyutmak için çok güzel ilaçlar yapmaya başlamıştır.’’

    Atatürk’ün uykuya karşı bu alerjisi, askerlik döneminden kalmış. Çanakkale’den beri yaverliğini yapan Cevat Abbas şöyle anlatırdı:

    -‘‘ Atatürk muharebe sahalarında katiyen uyumazdı. Siper muharebelerinde de tetik yatmak kaydıyla seyyar karyola elbiseyle uzanır, bir gözü açık, bir gözü kapalı uyurdu. Tabii buna uymak denirse. Kafkas Cephesinde Buğlan Gidiği muharebelerine yetişmek için otuz altı saat hayvan sırtından inmeden yürüyüş yapmış ve iki gün hiç gözünü kırpmamıştır. O acı mütareke günlerinde uykusuzluğu sürekli olan Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basışından Lozan Barışının imzasına dek gece uykusu görmedi diyebilirim.’’

    UYKUSUZLUK REKORU

    Atatürk için ‘içkiyi bırakamaz’ diyenler, acaba bir gün gelip aldanacaklarını hiç düşünmemişler midir?  O’na içkiyi bıraktırmak isteyenler, o zaman kim bilir nasıl şaşırmışlardır. Evet, bu kadar içki kullanan ve ondan ayrılmaz görünen adam, üç ay hiç rakı içmeden durabiliyor.

    Atatürk hiç Kimsede bulunmayan büyük bir irade gücüne sahipti. Eğlenmesini de, içmesini de, çalışmasını da çok iyi bilirdi. Büyük Nutku’nu yazarken ben bunun tanığı oldum. Akşamları yine sofraya kuruluyor, herkes karşısında yiyor, içiyor; fakat O, ağzına bir damla bile içki koymuyordu. Hatta yemek yerken herkesin içişini gülümsemeyle seyredişi hala gözümün önündedir. Oysa ben, içkiye alışkın insanların bir gün bile içmeden duramayacaklarını sanırdım. Atatürk’ün tam üç ay kendi isteğiyle içkiye boykotuna benimle birlikte tüm çevresindekiler de şaşıp kalmışlardı. Bu da O’nun görev aşkını ve sorumluluğunu, alışkanlıklarının ve beğenilerinin de üstünde tuttuğunun en güzel örneklerinden biridir.

    Atatürk’ün sevdiği ve güvendiği insanlardan otuz beş yıllık arkadaşı İzmit milletvekili Süreyya Yiğit, bir anısında şunları yazmıştı:

    -‘‘ Atatürk, büyük işler hazırlarken asla alkole ilgi göstermezdi. Nitekim Erzurum’dayken biz içerdik. O içki teklifimizi kabul etmez, kahve içmekle yetinirdi. Korkunç derecede bir irade gücü vardı. İçkiyi irade zaafından değil, düpedüz sarhoş olmak için içerdi.’’

    Çankaya Köşkü’nde Büyük Nutku’nu hazırlarken hiç içki içmediği gibi, kırk sekiz saat hiç gözünü kırpmadan yazı dikte ettirişini de hatırlarım. Öyle ki, yazı yazmaktan yorulan değişiyor, fakat O, binlerce belge arasından ayırdığı notlarıyla büyük eserini tamamlamak için uykusunu bile vermekten çekinmiyordu. Böyle zamanlarda, yazdıklarını sofrada arkadaşlarına okutur, sonra yine eski köşkün çalışma odasına geçer, kâh oturarak, kâh ayakta çalışmalarını sürdürürdü. Nutuk, çalışmanın, insan gücünün nasıl üstüne çıkışını gösterdiği için, ayrı bir önem de taşımaktadır.

    Atatürk’ün hiç uyumadan üç gün durabildiğini de, görmüş ve gözlerime inanamamıştım. Cephe de değildik, savaş da yoktu. Uykusuzluğu gerektirecek önemli bir olayla da karşı karşıya bulunmuyorduk. Fakat O, bir işe, ama ciddi bir işe başladı mı, onun sonunun geldiğini görmeden asla rahat edemezdi.

    Atatürk, çalışmaları sırasında yer ve zaman öğeleriyle ilgili değildi. Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun, yurt çıkarlarını kapsayan bir görev belirdi mi, onu yerine getirmeye çalışırdı. Gezileri sırasında trende, ya da otomobil içinde evrak açtırarak çalıştığı çoktur. En keyifli eğlene anında sofrada bile karşısında görevlilerden birini gördü mü, sohbeti, konuşmayı hemen yarıda keser, ‘Beni mi istiyorsunuz?’ diye kalkıp giderdi. Ülke işlerini her şeyin üstünde tutardı. Eline aldığı herhangi bir işi de yarım bırakmaz, bitirmeden rahat edemezdi. Bazen hiç durmadan okuduğu, kırk sekiz saat aralıksız çalıştığı da olmuştur. Çankaya Köşkünde eline geçirdiği bir tarih kitabını bitirmek için iki gün, iki gece hiç yatağa girmemiş, şezlongda dinlenmekle yetinmişti. Yalnız kaldığı, ya da okuduğu zamanlar masaya pek iltifat etmez, koltuğa bağdaş kurup oturmayı daha çok severdi.

    Tarihle uğraştığı sıralarda. Atatürk içerde çalışıyor, ben kapıda oturmuş bekliyordum. Ara sıra uyumamak için banyoya girip, yüzüme su vuruyor, sonra anahtar deliğine gözümü uydurup, bir post üzerinde yüzükoyun uzanıp Nutku hazırlayan Atatürk’ü gözetliyordum. Saat sabahın beşine geliyordu. Uykumu dağıtmak için elime bir kitap almıştım. Adı ‘İzmir’in İşgali’ idi. Çok meraklı olan bu kitaba kendimi kaptırdığım halde, tüm uğraşım boşa gitmiş, şafak sökerken dayanamamış, yorgunluğun etkisiyle uyuya kalmışım.

    Bu sırada Atatürk zile basmış, fakat ben koltukta derin bir uykuya daldığım için uyanamamışım. Zille uyandıramayınca, kendisi çağırmak zorunda kalmış. Bir de baktım ki, kapıyı aralamış:

    -‘‘Çelebi, Çelebi.’’ Diye sesleniyor.

    Hemen yerimden fırladım:

    -‘‘Paşam. Emriniz…’’ diyebildim.

    Ama bendeki korkuyu varın siz hesap edin. Bağıracak, parlayacak diye ödüm kopuyordu. Ellerimi önüme kavuşturmuş, bekliyordum. Fakat nedense kızmadı. Gayet sakin yüzüme bakarak:

    -‘‘ Bana bir kahve getiriniz,’’dedi.

    Söyleyecek hiçbir şey kalmamıştı. Sadece kekeleyerek,

    -Paşam, uymadım. Kitap okurken içim geçmiş.’’diyebildim.

    Gidip arkadaşları kaldırdım. Hizmeti devrettim ve yatmaya gittim.

    Akşam nöbet sırası yine bana gelmişti. Üçüncü gecedir ki, Atatürk gözünü kırpmıyordu. Kütüphanede yere serili bir postun üstüne uzanıyor ve çalışıyordu. Notların arasına gömülmüştü. Yerler tarih kitaplarıyla doluydu. Sadece duş yapıyor, kurulanıp tekrar odaya kapanıyordu. Yemeği bile kütüphaneye getiriyorduk. Yüzü hafif süzülmüş gibi geldi bana.

    Çankaya Köşkü’nde sofra kuruldu. Bu on altı kişilik bir sofraydı. Konuklar gelerek yerlerini aldılar. Sabah ki uyku olayını unutmuştum bile. Tam içki faslı başladığı zaman, konuklara dönerek:

    -‘‘ Bu çocuk dün gece sabaha kadar beni bekledi,’’dedi.

    Birden koltuklarım kabardı, önüme baktım. Konuklar bana biraz da kıskançlıkla bakarken Atatürk:

    -‘‘ Öyle ama sabaha karşı uyuyarak beklemiş,’’ demez mi?

    Sonra ‘‘Senin uykusuzluğa tahammülün yok’’ diye alay etmeye başladı. Canım çok sıkılmıştı. Önceleri ‘Çelebi işini bilir Paşam,’ diye beni öven konuklar da hep birden gülmeye başladıklarından utanç içinde kıvranıyordum. İçimden kendi kendime nasıl da kızıyordum. Saat sabahın beşine kadar uyuma da, ondan sonra uyu.

    Bu olay bana ders oldu. Atatürk’ün o tarihten sonra üç gün süren büyük uykusuzluk geçirdiğini hatırlamıyorum. Fakat geç saatlere dek kaldığı vakitler de bütün dikkatimi kullanarak uykuyu aklıma bile getirmemeye çalışmışımdır. O birkaç dakikalık uyku, bende unutulmaz bir anı bıraktı. Büyük adama hizmetin zor olduğunu bir kez daha anlamış oldum.

    cafesiyaset.com (özel)

     

    March 19

    KDE'nin 10.yılı

     

     

     Linux masaüstü ortamı olan KDE, şu sıralar 10. yıl dönümünü kutluyor. Öncelikle Pardus, sonrasında ise http://shipit.kubuntu.org adresinden sipariş ücretsiz olarak sipariş ettiğim Kubuntu vasıtasıyla tanışmış olduğum KDE masaüstü ortamı benim için vazgeçilmez oldu. "Peki KDE'yi özel kılan en önemli on özellik nedir?": İşte bu sorunun cevabına, http://irfanhabib.wordpress.com/2006/10/15/23/ linkinde yer alan İngilizce makaleden ulaşabilirsiniz.

    http://img138.imageshack.us/img138/9884/10yearskde1ta4.jpg

    Ubuntu Türkiye Tayfası

     

    Hisse Senedi

    Ubuntu Türkiye Tayfası

     Ubuntu, Kubuntu, Xubuntu ve Fluxbuntu kullanıcıların buluşma noktası olan http://www.ubuntu-tr.com sitesinde yer alan forumlar sayesinde, bu dağıtımlarla ilgili sorunlarınıza çözüm bulabileceğiniz gibi, ana sayfada yer alan haberler aracılığıyla bu dağıtımlar hakkındaki son gelişmeleri takip edebilirsiniz.

    http://img246.imageshack.us/img246/1717/logocd4.gif

    March 13

    ERMENİ SORUNU VE SÖZDE SOYKIRIM İDDALARINA CEVAP NİTELİĞİNDE MAKALE..


    İDDİALAR - GERÇEKLER

    YER DEĞİŞTİRME (TEHCİR)

    Ermenilerin binlerce Türk'ün canına m'l olan isyan ve katliamları karşısında bile, Osmanlı Hükümeti'nin ortaya koyduğu sakin ve sağduyulu tavır, belgeleriyle sabittir. Ancak, tedhiş hareketleri bir türlü durmak bilmeyince hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermenileri, savaş bölgelerinden uzak yeni yerleşim merkezlerine götürmek zorunda kalmıştır. Kafkas, İran ve Sina cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır.

    Her şeyden önce, yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmamışlardır. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da sevke tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devletçe, Göçmen Ödeneği'nden karşılanmıştır. Bu tablo, Osmanlı'nın yer değiştirme konusundaki iyi niyetini göstermesi açısından önemlidir.

    27 Mayıs 1915 tarihli yer değiştirme kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan emirler çerçevesinde; Erzurum, Van ve Bitlis vil'yetlerinden çıkarılan Ermeniler, Musul'un güney kısmı, Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye'nin doğu kısmı ile Halep'in doğu ve güneydoğusuna nakledilmişlerdir.

    Bu arada, Ermenilerin sıkça dile getirdiği gibi yer değiştirme sırasında 1.5 milyon Ermeni ölmemiştir. Gerek Osmanlı ve Ermeni, gerekse yabancılara ait istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğunu göstermektedir. Ne kadar Ermeni'nin yer değiştirme uygulaması çerçevesinde bulundukları yerden çıkarıldığı ve ne kadarının sağ salim yeni yerleşim bölgelerine ulaştığı da belgeleriyle ortadadır. Osmanlı Devleti'nin son nüfus istatistiği 1914 yılında yapılmıştır. Buna göre Ermeni nüfusu 1.221.850'dir. Yer değiştirmeye tabi tutulmayan nüfus; 82.880'i İstanbul, 60.119'u Bursa 'da, 4.548'i Kütahya Sancağı ve 20.237'si Aydın vilayetinde olmak üzere toplam 167.778'dir.

    Ermenilerin yer değiştirme uygulaması büyük bir disiplin içinde yapılmıştır. 9 Haziran 1915'ten 8 Şubat 1916 tarihleri arasında Adana, Ankara, Dörtyol, Eskişehir, Halep, İzmit, Karahisarı sahib, Kayseri, Mamuretülaziz, Sivas, Trabzon, Yozgat, Kütahya ve Birecik'ten toplam 391.040 kişi yerleştirilecekleri yeni bölgelerine sevk edilmiş, bunlardan 356.084'ü yerleşim bölgelerine ulaşmıştır. Yani, Ermenilerin yer değiştirme uygulaması sırasında verdiği kayıplar 35.000 kişi civarındadır. Yer değiştirme uygulamasına tabi tutulan nüfus içerisinde yer alan Halep'teki 26.064 Ermeni nüfusu, göç ettirilenler içerisine dahil edilmemiştir. Bu rakam 35.000'den çıkarıldığında geriye 9-10 bin kişi kalmaktadır. Yani Ermenilerin yer değiştirme sırasında verdikleri toplam kayıp 9-10 bin kişiden ibarettir. Bunlar da, Türkler tarafından öldürülmemiş, 500'ü Erzurum-Erzincan arasıda eşkıya grupları tarafından, 2000 civarında kişi, Urfa'dan Halep'e giden yol üzerinde Meskene'de Urban eşkıyaları tarafından, 2000 kişi Mardin'de eşkıya tarafından öldürülmüştür. Dersim bölgesinden geçen kafilelere bölge halkının saldırıları sonucunda yaklaşık 5-6 bin kişi öldürülmüştür. Ancak bunun kesin rakamları Osmanlı arşivlerinde yer almamaktadır. Toplam 9-10 bin kişinin ölmüş olduğu diğer verilerden tespit edilmektedir. Böylece, yer değiştirme sırasında soykırım maksadıyla Osmanlı ordusu tarafından öldürülen bir tek Ermeni yoktur.

    Ayrıca, Anadolu ve Rumeli'nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile, yeni yerleşim merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tutması, yer değiştirme sırasında herhangi bir katli'm olayının olmadığını da ispat etmektedir.

    Öte yandan, Osmanlı Devleti yer değiştirme uygulamasına tabi tuttuğu Ermenilerin nakli sırasında, ağır savaş şartlarına rağmen olağanüstü gayret göstermiş, bu gayret, yabancı diplomatlarca da tesbit edilmiştir. Hükümet, göçmenlerin iaşesi ve korunmasına yönelik büyük harcamalar yapmıştır. Uygulamaya ait belgelerde hangi il ve ilçelerde hastane kurulduğu, Ermeni çocuklarından yetim kalanlar için hangi binanın ayrıldığına kadar detaylı bilgiler verilmektedir. Yer değiştirmeye tabi göçmenlerin; sevk, yerleştirme ve geçimlerinin sağlanması için 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı sonuna kadar ise 230 milyon kuruş harcandığı belgelerden anlaşılmaktadır.

    Ermenilerin yer değiştirilmeleri, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Şayet, Osmanlı Devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek rahatlıkla halledebilirdi. Osmanlı, yer değiştirme uygulamasıyla savaş şartlarında her an ölümle burun buruna gelebilecek olan yüz binlerce Ermeni'nin hayatını kurtarmıştır. Nitekim, yeni bölgelere yerleştirilen Ermeniler sağ salim hayatlarını sürdürürken, Rus ordusu saflarında Türklere karşı savaşan Ermeniler, savaş şartları gereği ölmüşlerdir.

    Görüldüğü gibi, yer değiştirme uygulaması son derece başarılı bir sevk ve iskan hareketidir. Bugünün şartlarında bile dünyada bir benzeri daha yoktur.





    Yer Değiştirme (Techir) Tanımı
    Yer Değiştirmenin Nedenleri
    Talat Paşa'ya Atfedilen Telgraf
    Yer Değiştirme (Tehcir) Kanunu
    Yer Değiştirmenin Başlaması
    Çıkarıldıkları ve Yerleştirildikleri Bölgeler
    Yer Değiştirmeye Tabi Tutulan Ermeni Nüfusu
    Ermenilerin Verdiği Kayıplar
    Kafilelerle Yapılan Saldırılar ve Alınan Tedbirler
    Yer Değiştirmeye Tabii Tutulmayan Ermeniler
    İhtiyaçların Karşılanması ve Yapılan Harcamalar
    Yerleri Değiştirilen Ermenilerin Malları
    Yerleri Değiştirilen Ermenilerin Geri Getirilmesi
    Yer Değiştirmenin Yurt Dışındaki Yankıları
    Yabancıların İncelemeleri ve Ulaşılan Sonuçlar
    Bilim Adamlarının Görüşleri
    BM Soykırım Sözleşmesi Göre Değerlendirme
    Sonuç

    Kırık veya hatalı linkleri lütfen bize bildiriniz.

    Destinasyonlar...

    Destinasyonlar

     İstanbul Destinasyonu
    Kız KulesiBaşkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Bizans ve en son Osmanlı İmpatatorluğuna başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemekte..
    Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz.
     Antalya Destinasyonu
    AntalyaBergama Kralı II.Aktalos akıncılarına "Gidin bana yeryüzünün cennetini bulun" der.. Akıncılar kralın bu emriyle yola çıkıp diyar diyar dolaşır ve sonunda Antalya'nın bulunduğu yere geldiklerinde, karşılarındaki eşsiz güzelliğe bakarak “Cenneti bulduk” derler. İşte o gün kurulan kent “Attalia”, bu gün de size cenneti hissettirecek... Antalya sahili boyunca uzanan Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kaş, Finike, Serik, Demre(Kale) ve nice yerler unutulmaz tatiliniz için sizi bekliyor...
      
     Kapadokya Destinasyonu
    KapadokyaKapadokya, doğa ve tarihin dünyada en güzel bütünleştiği yerdir. Coğrafik olaylar Peribacaları'nı oluştururken, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. Bugünkü Kapadokya Bölgesi Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya Bölgesi ise Üçhisar, Ürgüp, Avanos, Göreme, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden ibarettir.
     Ege Destinasyonu
    BodrumAnadolu en güzel manzaralarını Ege kıyılarında sunar, dersek abartmış olmayız. Heredot'un deyimiyle "Dünyanın en güzel gökyüzüne ve en iyi iklimine sahip" Ege kıyıları boyunca körfezler ve yarımadalar, koylar ve plajlar peş peşe sıralanır. Asırlar boyu sayısız mitolojik olaylarla iç içe yaşamış bu bölgede, adım başına tiyatroları, tapınakları, agoraları ile ünlü antik kentlere rastlarsınız:  Bodrum, Fethiye,  Marmaris, Kuşadası, Selçuk, Bergama, Foça, Çeşme, Pamukkale...

    Ben Sewdiğimle MEzara da Giderim Ama O Hiç Oralı Değil.. İsmi Lazım Değil..

    Artık İmkansız Değil
     
     
    SEKSİ YILDIZ Carmen Electra İLE KIRMIZI HALIDA YÜRÜYÜP, KEYİFLİ BİR PARTİDE ONA EŞLİK ETMEK İSTER MİSİNİZ?

    Haber:  Artık İmkansız Değil İngiltere'de yayınlanan The Sun gatezesi okurlarına böyle ilginç bir fırsat sunuyor. Düzenlenen yarışmada sorulara doğru cevap veren şanslı kişi, yanında bir konuğu ile birlikte Electra'nın rol aldığı I Want Candy adlı filmin 20 Mart'ta Londra'da yapılacak galasına katılacak.

    Üstelik halıda
    Carmen Electra'nın yanında yürüyecek. I Want Candy'i Electra'nın yanısıra filmin oyuncu kadrosunda bulunan Tom Riley, Giles Alderson ve Stephanie Blacker'la birlikte izleyecek olan talihli gösterimin ardından düzenlenen partiye katılacak. (Gecce.com)

    Sky Pe den Haberler...

    Skype - E-Kolay.Net İşbirliği

     Mynet - ICQ işbirliğinden kısa bir süre sonra, E-Kolay.Net de Skype ile işbirliği anlaşmasının altına imza attı. http://skype.e-kolay.net adresinden detaylarını öğrenebileceğiniz işbirliğinden doğan bir sürpriz ise, Skype kullanıcılarının oldukça işine yarayacak cinsten.
     
    http://img158.imageshack.us/img158/8734/tntm01hc4.gif
     
     Bu hediyeye sahip olmak için yapmanız gereken tek şey,  http://skype.e-kolay.net/skype_tanitim.aspx adresine girerek Skype kullanıcı adınız ve şifrenizle giriş yapmak. İlk 100 000 kişi arasında yer almak için acele edin!
     
     
    Aşağıda programa ait bir ekran görüntüsünü görmektesiniz:
     
    "http://skype.e-kolay.net/images/sa_2.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

    Hah.. Bi Bu Eksikti.. Çok ta Şeyimdeydi aq

    Çırılçıplak soyunup Taksim'e çıkacak
    Çıplak resimleri internette yayımlanan Aysun Kayacı'nın babası, kızını protesto etmek için çırılçıplak soyunup Taksim Meydanı'na çıkacağını söyledi.

    12.03.2007 19:08
     

    Geçtiğimiz günlerde güzel manken Aysun Kayacı'nın bir arkadaşı tarafından çekilen müstehcen fotoğrafları önce cep telefonlarında sonrada internet sitelerinde elden ele yayılmaya başlamıştı.

    En son olarak gazete manşetlerine taşınan resimlerden sonra ünlü mankenin babası Selahattin Kaya daha fazla dayanamayarak isyan etti.

    Gazeteci Şenay Düdek'in sunduğu Dobra Dobra programına konuk olan Selahattin Kaya, kızının bu resimlerden sonra utanmadan nasıl gezdiğine bir anlam veremediğini ve kendisinin de kızını protesto etmek amacıyla soyunacağını söyledi.

    İçinin oldukça yandığını belirten Kayacı ; "Ben de çıkacağım, çırılçıplak soyunup Taksim meydanında gezeceğim. Üstüme de ben Aysun Kayacı'nın babasıyım yazacağım." açıklamasını yaptı. Her fırsatta kızını çok sevdiğini ve Aysun`un bir gün dönüp özür dileyeceğini düşündüğünü belirten baba Kayacı "Benim amacım intikam almak değil ama benim canımı yakanın bende canını yakarım" dedi.

    March 08

    ULU ÖNDER SENİN AÇTIĞIN BU YOLDA İLERLEMEMİZİ BİR VAZİFE VE ŞEREF BİLİYORUZ..

    ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
     

    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

    Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

    20 Ekim 1927

    zATEN YAKIŞMAZ SİZE ŞEREFLİ DİLİMİZİ KONUŞMAK...

    Türkçe konuştuğu için özür diledi

    Van Bostaniçi Beldesi'nde 'Dünya Kadınlar Günü' nedeniyle düzenlenen etkinlikte DTP'li Belediye Başkanı, Öcalan'a 'sayın' dedi, Türkçe'yi konuştuğu için özür diledi.
    08 Mart 2007 10:23
    Yazı boyutunu büyütmek için            
    Türkçe konuştuğu için özür diledi

    Fahrettin GÖK'ün haberi

    Van'ın Bostaniçi Beldesi’nde ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ nedeniyle DTP'li Belediye tarafından eğlence programı düzenlendi. ‘Demokrasi şehitleri' için saygı duruşunun yapıldığı programda, Belediye Başkanı DTP'li Gülcihan Şimşek, teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın sağlık durumunun tehlikede olmasının, ülkeyi gergin bir ortama sokmasına neden olacağını söyledi.

    Öcalan'dan ‘Sayın' diyerek söz eden Şimşek, “Bu ülkenin gergin ortamlara girmemesi için bazı adımların atılması gerekir. Ateşkes sürecine de cevap verilmeli'' dedi.

    Bostaniçi Beledeyesi'nin Serhat Kültür Merkezi ile birlikte düzenlediği ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ eğlence programı, belediyeye ait salonda yapıldı. Programa, DTP’li kadın Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek ile yaklaşık 150 kadın katıldı. Program öncesi salonda kadınlar, ‘zafer işareti' yaparak 1 dakikalık saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşu sonrası kadınlar, Kürtçe ‘Şehitler ölmez' diye slogan attı. Kadınların yönelik çeşitli tiyatro oyunlarının da oynandığı müzik eğlence programında yerel sanatçılar tarafından Kürtçe şarkılar söyledi.

    Bostaniçi Belediye Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek, kadınlara yönelik Kürtçe konuşma yaptı. Şimşek, Kürtçe konuşmasından sonra katılanlardan özür dileyip, konuşmasını Türkçe olarak da yapmak zorunda olduğunu söyledi.

    Şimşek, ülkenin gergin ortamlara girmemesi için bazı adımlar atılması gerektiğini ve terör örgütünün sözde ateşkes sürecine cevap verilmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Geçtiğimiz hafta Diyarbakır'da yaptığımız bir açıklamada bu ülkenin gergin ortamlara girmemesi için bazı adımlar atılması ve ateşkes sürecine cevap verilmesi gerektiğini söyledik. İmralı'da tutuklu bulunan sayın Abdullah Öcalan'ın sağlık durumunun tehlikede olması, ülkemizin gergin bir ortama girmesi demektir. Tek yumruk olarak ülkemize sahip çıkalım, tek dil, tek kimlik tek düşünce değil, çok kimlikli çok dilli çok kültürlü bir Türkiye'nin demokratikleşmesi için çaba harcayalım. Bu çabayı sarf ederken de bütün çevreleri de bu çabanın içinde olmaya davet ediyoruz.''

    Milliyet

    ͇̿C͇̿¤̿ ͇ TÜRK'E TÜRKLÜĞE, ATATÜRK'E DİL UZATAN KARŞISINDA BÜYÜK TÜRK GENÇLİĞİNİ BULUR..

    Dünya Youtube'a yasağa ne dedi

    Atatürk’e hakaret eden video görüntüsünün yayınlanmasının ardından Türkiye’nin YouTube’a erişimi durdurması, dünya basınında geniş yankı buldu. Kim ne dedi?
    08 Mart 2007 12:05
    Yazı boyutunu büyütmek için            
    Dünya Youtube'a yasağa ne dedi

    Atatürk’a hakaret eden bir video görüntüsünün yayınlanmasının ardından Türkiye’nin ünlü video paylaşım sitesi YouTube’a erişimi durdurması, dünya basınında geniş yankı buldu. Uluslararası basın kuruluşları haberi “Türkler ve Yunanlar arasında bir sanal savaş yaşandığı” şeklinde değerlendirdi.

    DAILY MAIL: “EFSANEVİ LİDERE HAKARET YOUTUBE’U KAPATTIRDI”

    İngiliz Daily Mail gazetesi, “YouTube’un ülkenin efsanevi lideri Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret eden görüntülerin gönderilmesi nedeniyle Türkiye’de yasaklandı” derken, sitede Türk ve Yunan kullanıcılar arasında “sanal bir savaş” yapıldığı ve iki tarafın da karşı tarafı aşağılayan görüntüler gönderdiğini yazdı.

    BBC: “TÜRK MAHKEMESİ YOUTUBE’A ERİŞİMİ DURDURDU”

    BBC’nin haberinde de oldukça popüler olan ve günlük 70 milyon kullanıcının ziyaret ettiği video paylaşım sitesi YouTube’un Türkiye’de mahkeme kararıyla geçici olarak durdurulduğu ifade edildi. Haberde söz konusu yasağın Atatürk’e hakaret eden görüntüler nedeniyle alındığı hatırlatıldı.

    TIMES: “ATATÜRK’E HAKARET EDİLMİŞTİ”

    İngiliz Times gazetesine konuşan, Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği’nden bir yetkili, söz konusu siteye erişimin bir mahkeme kararıyla durdurulduğunu hatırlatarak, erişimin engellenmesine neden olan videoda Atatürk’e hakaret edildiği, Türk bayrağı ve Atatürk görüntüleri üzerine İngilizce küfürler yerleştirildiğini söyledi.

    FT: “TÜRKİYE YOUTUBE’U KAPATTI”

    Financial Times gazetesi de Türkiye’nin en büyük internet servis sağlayıcısının, Atatürk’e hakaret eden görüntüler nedeniyle video-paylaşım sitesi YouTube’a erişimi durdurduğunu yazdı.

    TELEGRAPH: “TÜRKLER VE YUNANLAR ÜZERİNDE SANAL SAVAŞTA”

    Daily Telegraph gazetesi, Türkler ve Yunanların, YouTube üzerinde sanal bir savaşta olduğunu değerlendirmesinde bulunarak yasağın ardından sitenin görüntüleri kaldırdığını hatırlattı.

    IHT: “MAHKEME YOUTUBE’A ERİŞİMİ DURDURDU”

    International Herald Tribune gazetesi de YouTube’a Türkiye’den girmek isteyen kullanıcıların siteye erişimin mahkeme tarafından durdurulduğu mesajıyla karşılaştığını yazdı.

    LAT: “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ PATLAMAYA HAZIR BİR KONU”

    Los Angeles Times gazetesinin haberinde, YouTube’a erişimin engellenmesinin temel bir sorun gibi görünmemesine karşın Türkiye’de ifade özgürlüğü konusunun “patlamaya hazır” olduğu belirtilerek, Türkiye’de Türklüğe ve Atatürk’e hakaret etmenin suç olduğu vurgulandı.
    NYT: “VİDEO SİTEDEN KALDIRILDI”

    New York Times gazetesinin haberinde, Türkiye’de YouTube’a erişimin engellenmesine neden olan videonun, ünlü video paylaşım sitesinden kaldırıldığı kaydedildi.

    March 01

    Sevdalıyım Karadeniz...

    BiR SeVDaDıR KaRaDeNiZ..

    ********************************************************************
    ********************************************************************
    uzaklara yol veren sıralı dağlar
    yar hüznünü denize atmış yeşilim ağlar
    isyanıma bayrak tutan ormanlar
    ey hırçın mı hırçın karadeniz
    söyle bana
    benim SENDEN başka AŞKIM mı var!!!