єщщ®єє™'s profileMy Name's H. €mmR€ Turan...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
August 07 O AN --![]() Yıl: 1928.Türkiye Cumhuriyeti henüz 5 yaşında.Dünyaya meydan okuyan lider.Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni saygın bir devlet olarak kabul ettirmesinin haklı gururunu yaşıyor o anda.Çünkü bu masadakiler O'nun ve Türkiye'nin gücü karşısında saygı duymaktan başka birşey yapamayan dünya liderleri.Bu masada.Yani Atatürk'ün masasında o anda tam 32 kral ve 62 cumhurbaşkanı var. ![]() Düşmana diz çöktüren lider.''Milletin Efendisidir" dediği köylülerle birlikte memleket meselelerini konuşuyor.Onlardan biri gibi.Onların yanıbaşında.Bir taşın üstünde dikkatle dinliyor onları.Ve bir milleti uyandıran lider, o milletle birlikte yürüyor atiye. ![]() O sadece bir asker.Bir devlet adamı değildi.O her anlamda bir öğretmendi.Matematik.Geometri.Tarih bilgisiyle yeni nesli Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ne yetiştirdi.İzmir Atatürk Lisesi'nde bir Şubat 1931'de öğrencilerle matematik dersindeydi.Kendine güvenen.Kendinden emin duruşuyla tam bir başöğretmendi. ![]() 1929'un 15 Eylül günüydü.Mustafa Kemal ve arkadaşları Yalova'daydı.Atatürk yolda gördüğü 9 yaşlarındaki bir çocuğa yolu sordu.İşte o çocuk Sığırtmaç Mustafa'ydı.Birgün sonra Mustafa'yı tekrar buldu ve himayesine aldı.Okuttu.Her iki Mustafa takım elbiseleriyle 15 haziran 1930'da sohbet ederken böyle yansıdı o an'a. ![]() Manevi çocuklarından biri de Afet İnan'dı Atatürk'ün.Ekim 1925’te izmir’e geldiği günlerde bir ilkokulda karşılaşmıştı Afet Hanım'la.Afet İnan'ın isteği, öğrenimini sürdürmek ve yabancı dil öğrenmekti.Atatürk de O'nu İsviçre'ye gönderdi.Bu fotoğraf da 27 Ağustos 1934'te İzmir Vapuru'nda çekilmiş.Modern.Çağdaş Türkiye'nin lideri Afet Hanım'la dans ederken. ![]() Her zaman çağdaş.Her zaman şık ve karizmatikti. Ama o hep bizden biriydi.Samimiydi.Cumhuriyet'in 10'uncu yılı kutlamaları için sunulan sayfalar dolusu sloğanı okumuş ve birinin altını çizmişti. ''Bunu beğendim'' demişti.O slogan şöyleydi: ''Atatürk, içimizden biri.''İşte içimizden biri Atatürk o anda Kızılcahamam'da yere bağdaş kurmuş dinleniyordu. ![]() Cumhuriyeti kuran.Devrimleri yapan ve Türk halkının yönünü çağdaş dünyaya çeviren Atatürk sık sık yurt gezileri yapardı.İşte o gezilerden birinde çekilmiş bu o an.Türk kadınına hak ettiği çağdaş değerini kazandıran Atatürk'ün çevresi yine o çağdaş türk kadınlarıyla çevrelenmiş. ![]() Ölümünden önceki yıllardı.Hastaydı.Ama durup dinlenmeden çalışmaya devam ediyordu.Türkiye Cumhuriyeti'nin geldiği yeri yeterli bulmuyor.Çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak istiyordu.Yorgundu.Ama biliyordu.Bu işte yorulmak yoktu.Zira O'nun yolundan devam edecek bir nesil düşlüyordu.Siyah- beyaz bir ülkeyi.Karanlıklar içindeki bir ulusu işte böyle renkli bir hale getirmişti.Yola devam etmek gerekirdi.
Derleyen: H. Emre Turanoğlu
August 04 ( BİNGÖL KATLİAMI ) -- 33 erin şehit edildiği olaydan Sağ kurtulanlar Anlatıyorpkk'nın eylemlerinden herhangi biri, taş gibi sinirleriniz varsa okuyuverin lütfen. 33 erin şehit olduğu 12 yıl önceki katliamdan sağ kurtulan üç asker, yaşadıklarını anlattı yıl 1993. malatya’dan iki sivil midibüse biniyorlar. hepsi sivil giysili. üniforma ve postalları çantalarında. hiçbirinde silah yok, kendilerine refakat eden tek bir askeri personel de. saat 18.00. bingöl’e 10 kilometre var. dağlık, dar bir yol. birden silah sesleri yankılanıyor. ilk virajı geçtiklerinde, 50 pkk’lının karşı yönden gelen bingöl tur’a ait bir otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil erlerden oluşan 50 yolcuyu esir aldığını görüyorlar. şoföre bağırırlar; ‘geri dön!’ şoför oralı olmaz. zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş... otobüsün kapısını, ‘orada ben yoktum’ diyen şemdin sakık, o zamanki adıyla ‘parmaksız zeki’ açıyor. osman partal anlatiyor trabzonluyum. iki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim. van-özalp’taki birliğime gidiyordum. yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara lastik patladığını söyleyip durdu. lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum. galiba telsizle konuşuyordu. şemdin sakık, şimdi hürriyet’te yayımlanan açıklamalarında ‘eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk’ diyor. yalan söylüyor. çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat sakık açtı. toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı. omuzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu. şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. ‘arkada, geliyor’ cevabını aldı. iki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. yani bizi bekliyorlardı. doğulu-batili diye ayirdilar geceyarısına kadar teröristlerle yürüdük. mola verildiğinde niçin kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. ‘tc ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız’ dediler. saat 01.00 sularıydı. sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk. şemdin sakık nereli olduğumuzu sorup, doğulu-batılı diye bizi iki gruba ayırdı. sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. dağda koşar adım yürümeye başladık. bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu. toplam 300 kişiydiler. bir köye gittik. kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı. kimi terörist evlere gidip istirahat etti. bir ahıra soktular bizi öldürmek için. sonra vazgeçtiler. tekrar yürümeye başladık. sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm. bir ırmaktan geçerken su içtik. dağ yoluna çıktık. davranışları sertleşti. durdurdular. saat 03.00 sıralarıydı. yolun kenarına dizilmemizi istediler. kolkola girip sıklaşmamızı istediler. yanımdaki arkadaşıma ‘devrem bizi vuracaklar’ dedim. devremi ölü görünce bayildim tir tir titriyordum. kalaşnikof, bixi ve kanvasların emniyetlerini açtılar. sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. taramaya başladılar. dizime bir mermi isabet etti. vurulanlar üzerime düşüyordu. kafamı koruyordum. hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar. gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. altı yedi arkadaşım sağdı henüz. diğerleri paramparçaydı. can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler... su istiyorlardı. ‘anne, anne’ diye bağırıyorlardı. öldüğümü zannediyordum. kendimi çimdikledim, ölmemişim. devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım. bizi yan yana dizip 1570 mermi sıktılar ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu. beyin, ayak... yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım. kan kaybediyordum. asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki elmalı karakolu’na gittim. olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. helikopter, tanklar geldi. şehitleri aldık. olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu. yani silahsız erlerin herbiri için 50 mermi kullanmışlardı... şoför biliyordu erkan omay anlatiyor adanalı hemşerim mehmet tura’yla manisa-kırkağaç’ta acemi eğitimimi tamamladım. 24 mayıs sabahı, jandarma komando olarak siirt’teki birliğimize gitmek üzere malatya’dan iki sivil midibüse bindirildik. 50 askerin hiçbirinde silah yoktu. bizi koruyan refakatçı da. bingöl’e 10 kilometre kaldığını belirten tabelayı geçtik, ilk dönemeçte silah sesleri duyduk. saat 18.00’di. karşı yönden gelen bingöl tur otobüsünü tarayan 50 kadar pkk’lı, çoğunluğu bizim gibi asker olan yolcuları indirmişti. şoföre geri dönmesi için bağırdım. duymazdan geldi. zaten tuhaf şekilde, 4 saatte 3 mola vermişti. bizi indiren pkk’lılar ‘geleceğinizi biliyor, sizi bekliyorduk’ dedi. o sırada feryat figan, yaşlı bir adam çıktı karanlıklardan. ‘oğluma ne yaptınız’ diyordu. adını söyleyince oğlunun otobüslerde olmadığı anlaşıldı. çok yaşlı olduğu için babaya dokunmadılar. geldiği gibi gitti. o baba sayesinde kurtulduk. hepimizin öldüğü sanılıyordu. askere gidip sağ kalanlar olduğunu söylemeseydi teröristler hepimizi öldürecekti. yanlişlikla 9 şehit daha sürekli yürüyorduk. ertesi gün 12.00’de silah seslerinden askerlerin yaklaştığını anladım. asıl harekat 16.00’da başladı. sikorsky ve f-16’lar uçuyordu tepemizde. pkk’lılar kazma kürek çıkarıp siper kazdı, kayalıklara saklandı. bizi hedef olarak ortada bıraktılar. askerimiz, yanlışlıkla içimizdeki 9 eri şehit etti bu yüzden. müthiş bir yağmur vardı. bizi kalkan olarak kullanan şemdin sakık bir ara yanımıza geldi, sağ kaldığımızı görünce şaşırdı. teröristler geri çekiliyordu. 13 kişi kalmıştık. kurşuna dizilenlerin arasından kurtulan osman partal da aramızdaydı. ellerimizi çözmeyi başardık. kaçmaya başladık. karşılaştığımız birkaç teröriste ‘bizi serbest bıraktılar’ dedik. inandılar. birbirimizden ayrılmış, askerlerin bulunduğu yöne koşuyorduk. bulduğum bir dala beyaz mendil bağladım, bir yandan bağırıyordum. tükendiğim anda korucular ve askerlerden oluşan timle karşılaştım. mavi berelileri görünce ağlamaya başladım. komutan ‘pkk’lı var mı içinizde?’ diye sordu. sonra sarılıp hepimizi tek tek öptü. bingöl cezaevi’ndeki bir koğuşa götürdüler bizi. elbiselerimizi değiştirdik. evlerimize telefon edebileceğimizi söylediler. kafam durmuştu yaşadıklarımdan sonra. evin telefon numarası bir türlü aklıma gelmediği için arayamadım. erkan umay anlatiyor 10 kişilik yakın korumaları arasındaki, ‘hemşire’ diye hitap ettikleri kadın bizimle alay etti. sakık, ‘sorunumuz rütbelilerle, size bir şey yapmayacağız’ dedi. her birimize nereli olduğumuzu sordu. aramızda denizli ve konya’dan olanlar çoğunluktaydı. hemşerilerden oluşan timler daha başarılı olur, tehlikelidir diye bir kenara ayırdılar. şehit olan 33 arkadaşımızın çoğunun bu iki ilden olmasının nedeni bu. bu arada bir er ‘ben kürt’üm’ deyince pkk’lı ‘kürt-türk fark etmez. asker askerdir. biz askere düşmanız’ dedi. tek sıra olmamızı istediler. en başta ben vardım. mehmet tura 6’ncıydı. yan yana olalım diye gittim, 7’nci oldum. ‘baştan 6 kişi gelsin’ dediler. diğer sıralardan aldıkları 6’şar kişiyle bir grup oluşturdular. ‘kolkola girin’ deyip götürdüler. arkadaşlarımız kolkola ölüme gittiler. silahlar 10 dakika hiç susmadi derken yer gök kalaşnikof cayırtısına boğuldu. kalaşnikoflar 10 dakika boyunca hiç susmadı. mehmet’in bana son bakışını unutamıyorum. sırada yer değiştirmesem, onun önünde dursam beni götüreceklerdi, mehmet ölmeyecekti. adana’da ticaret lisesinde sevdiği bir kız vardı. terhis olur olmaz evleneceklerdi. askerin üniformasını çıkartıp kendisi giydi erkan omay anlatiyor sayıları 150’yi bulan pkk’lıların silah tehditi altında yürümeye başladık. bir köyün alt tarafında durduk. 15 yaşındaki terörist ‘200 metreden sigarayı bile vururum’ diyerek böbürleniyordu. içimizde komando olup olmadığını sordu. tişörtümde ‘kırkağaç-komando’ yazıyordu. beyaz gömleğimi çıkarmamı istediler.devrem konyalı adnan gebeş’in verdiği parkayı giyip, bunu sakladım. bu sırada teröristler el koydukları çantalarımızda bulunan üniforma ve postallarımızı giydi. türk askeri kılığına büründüler. ellerimizi sicimle bağladılar. mehmet tura’yla kaçmaya karar vermiştik. tuvalet bahanesiyle elimi çözdürdüm. o sırada korkunç suratlı bir terörist gelip kalaşnikofu ağzıma soktu. ‘bir daha kaçmayı aklından geçirirsen beynini dağıtırım’ dedi. sabahın 02’sine kadar yürüdük. elebaşı şemdin sakık, türk askeri üniforması giymiş, elindeki telsizle emir yağdırıyordu. üstün başarılı işsiz erkan omay, diyarbakır askeri hastanesi’nde bir hafta psikolojik tedavi gördü. hava değişiminden sonra havancı jandarma komando olarak eruh’taki birliğine katıldı. sevkiyatın yine korumasız otobüslerle yapıldığını görünce tepki gösterdi, birliğine uçakla gönderildi. katıldığı operasyonlarda çok sayıda üstün başarı belgesi aldı. şu anda işsiz olan omay, ‘en ufak bir şey olsun, askere gönüllü giderim’ diyor. bizi tarayan pkk’lıyı 4 yıl sonra yakalattım tekerlekli sandalyeye mahkum olan erdal özdemir, değişik dönemlerde tedavisi için denizli’de bulunan askeri hastaneye gidiyordu. bingöl katliamının üzerinden 4 yıl geçmişti. ancak, erdal özdemir, kendisine ateş edenlerden bazılarının yüzünü hiç unutmadı. erdal, kendisini ateş eden pkk’lıyı nasıl yakalattığını şöyle anlattı: ‘kuzenimle birlikte hastanenin hariciye koğuşuna gittik. koridorda doktorun gelmesini bekliyorduk. o sırada aynı yere gelen iki asker gördüm. yüzlerine bakınca birisini hemen tanıdım. bu, bana ve silah arkadaşlarıma kalaşnikofla kurşun yağdıran pkk’lılardan birisiydi. aradan 4 yıl geçmiş, şimdi asker olmuştu. ben dikkatlice yüzüne bakarken, sanki o da beni tanımıştı. ikimiz de heyecanlandık. orada ‘33 eri vuranlardan birisi burada’ diye bağırmaya başladım. biraz sonra bu kişiyi yakaladılar. benim yanılıp yanılmadığımı anlamak için çok değişik teşhis yöntemleri uyguladılar. hiçbirinde de yanılmadım. zaten bu kişi de dgm’de yargılanmaya başlamıştı.’ mahkeme: şüphenin saniğin lehine yorumuna genelkurmay yetkilileri, denizli’de bu olayın yaşandığını doğrularken erdal özdemir’in dikkati sonucu 33 erin şehit edilmesi olayına katılan ve eylemin olduğu dönemde 16 yaşında olan bingöllü necmettin a.tekin’in yakalandığını söylediler. a.tekin, jandarmada ve dgm’de verdiği ifadede bingöllü olduğunu, ancak eyleme katılmadığını öne sürdü. mahkeme ‘kuvvetli bir şüphe mevcut olduğundan şüphenin sanık lehine yorumlanmasına’ karar verdi ve necmettin a. tekin hakkında beraat kararı aldı. köylüler kürtçe alay ediyordu erdal özdemir o gün hatay-serinyol’da bulunan 121. jandarma alayı’nda acemi eğitimini tamamladıktan sonra yeni görev yeri bingöl’e gidecekti. o da şoförden şüpheleniyordu. bingöl’e 10 kilometre kala mola vermişlerdi. ‘gözüm hep şoförün üstündeydi. sanki bize doğru bir kötülük yaklaşıyordu. telefon edişinden, iyice huylanmıştım. sanki bir yerlere haber veriyordu’ diyor ve anlatıyor: ‘yolumuza devam ettik. az ilerledikten sonra beyaz renkli bir kargo kamyonuyla yolu kesmişlerdi. başta, elleri silahlı 10-15 kişiydiler. sonra sayı giderek artmaya başladı. bizi de araçlarımızdan indirip tek sıra halinde durmamızı istediler. daha sonra birisi, 5’erli sıra olmamızı istedi. biz denilenleri yapıyorduk. ismini bilmediğimiz bir köye getirdiler. köylüler bize gülüyor, bazıları yüzümüze tükürüyordu. bunlar çok ağrıma gidiyordu. ancak çaresizdik. yol boyunca pkk’lılar ‘t.c’ye askerlik yapmayın. eğer bize katılırsanız canınız kurtulur’ diyordu. köylüler pkk’lıları kürtçe bir şeyler söyleyerek alkışlıyorlardı. pkk’lılar da onlara bir şeyler söylüyor, başarılarını kutluyorlardı. yüzükleri bile aldilar köyden çıktıktan sonra 3-4 saat daha yürüdük. sonra 10’arlı sıra oluşturmamızı istediler. ceplerimizi teker teker boşalttılar. parmaklarında yüzük olanların yüzüklerini bile aldılar. benim de üzerimde bulanan 2 milyon lirayı, samsun sigarasını, jetonlarımı, çantamdaki spor ayakkabılarımı aldılar.’ arkadaşımın kanını içerek sağ kalabildim katliamdan yaralı olarak kurtulan erdal özdemir, tüm çabalara rağmen felç oldu. bugün tekerlekli sandalyeye mahkum olan erdal ‘ölen arkadaşlarımın intikamını almayı çok istiyordum. ancak olmadı’ diyor ve ekliyor: ‘yapacak bir şeyimiz kalmamıştı. silahlar ölüm kusuyordu. gelişi güzel ateş ediyorlardı. o an hepimiz yerlerdeydik. ben yere düşerken, üzerime kol kola olduğum diğer arkadaşım düştü. daha sonra ölmediğini gördükleri kişilerin üzerine birer kurşun daha sıktılar. ben de yaralıydım ama altta olduğum için dikkat çekmiyordum. az sonra büyük bir sessizlik oldu. sürekli kan kaybediyordum. kısa sürede kan durdurulmazsa ben de ölecektim. üzerime düşen arkadaşımın akan kanını içmeye başladım. belki bu şekilde hayatta kalabilirim diye düşünüyordum. uzun bir süre sonra oradan 5 kişi yaralı olarak hastaneye götürüldük.’ |
|
|