Perfil de єщщ®єє™My Name's H. €mmR€ Turan...FotosBlogListasMás Herramientas Ayuda

єщщ®єє™ - Şair Ceketli Çocuk..

Ocupación
Ubicación
Intereses
Şu Anda Türkiye Cumhuriyeti Kültür Ve Turizm Bakanlığının Canlı Radyosunu Dinlemektesiniz..

Msn & Mail: h.emmre@gmail.com Ben Bi şekilde Burdayım..

Juegos recientes de Xbox Live

Error al cargar este módulo.

Listas

Windows Media Player

Fuente RSS

El propietario no ha especificado una fuente para este módulo.

My Name's H. €mmR€ Turanoğlu... Şirinyer'den Sevgilerle...

Olmaya Çalış Bi KUL.. İstediğimiz Y€kt_i SULH.. Olmasın Altında ÇUL.. Olmasın PARAN ve PUL..
Foto 1 de 2

Bu Videolarda Gerçekten İş Var..

 

Kazım Koyuncu 'BEN'
  

 

02 octubre

ATATÜRK İLKELERİ



  



27 septiembre

Atatürk'ün Türk Ordusuna Verdiği Önem Ve Değer

ATATÜRK'ÜN TÜRK ORDUSUNA VERDİĞİ ÖNEM VE DEĞER

 "Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir." -Mustafa Kemal Atatürk-


"Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir." -Mustafa Kemal Atatürk-
Vatanına, özgürlüğüne ve şerefine düşkün olan Türk Milleti'nin milli varlığı ve istiklal uğruna gösteremeyeceği kudret ve fedakarlık yoktur. Bu güven ile "Ya istiklal, ya ölüm" diyerek milli mücadeleyi başlatan Atatürk, milli ve bağımsız bir devlet oluşturarak, milletini çağdaş medeniyetler düzeyine taşımada, Türk ordusunu bir teminat olarak göstermiştir. Bu düşüncesini ifade ettiği sözleri şöyledir:
"Ordu, Türk ordusu, işte bütün milletin göğsünü itimat (güven), gurur duygularıyla kabartan şanlı adı. Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek (gerçekleştirmek) için sarfetmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilenmesi imkansız teminatıdır." (Atatürk'ten Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi, 1989, s. 131)

Vatan evlatlarının vatanın bölünmez bütünlüğü için bir araya geldiği, mazisi şanlı, geleceği parlak Türk ordusunu Atatürk şu sözleriyle tanımlamaktadır:


"Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ordusu, istilalar yapmak veya saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan münezzehtir (şunun bunun elinde tutku aracı olmayacak kadar temizdir). İnsanca ve müstakil (bağımsız) yaşamaktan başka gayesi (amacı) olmayan milletin aynı ideale bağlı ve yalnız onun emrine tabi (onun emrinde) ve sadık öz evlatlarından mürekkep (oluşan) muhterem ve kuvvetli bir heyettir (saygın ve güçlü bir kuruluştur)." (Atatürk'ten Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi, 1989, s. 136)
Atatürk'ün büyük bir güven ve saygı duyduğu, milli egemenliği tek amaç edinmiş Türk ordusu, kanının son damlasına kadar vatan toprakları uğrunda mücadele etme azmi göstermiştir. Güvene ve övgüye layık olan Kahraman Türk ordusu büyük bir zaferle; düşmandan arındırıp, kanlarıyla suladığı Türk toprağını, yüce Türk Milleti'ne armağan etmiştir. Başkomutan Atatürk kahraman Türk ordusunun büyük zaferini şu sözleriyle Türk halkına müjdelemiştir:
"Büyük Türk Milleti, ordularımızın kabiliyet ve kudreti, düşmanlarımıza dehşet, dostlarımıza güven verecek bir mükemmelliyetteydi. Millet orduları ondört gün içinde büyük bir düşman ordusunu yok etti. Dört yüz kilometre aralıksız bir takip yaptı. Anadolu'daki işgal edilmiş bütün topraklarımızı geri aldı." (Atatürk Bir Çağ'ın Açılışı - Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak, s.384)
Türk ordusunun, düşman süngüsüne gözünü kırpmadan, vatan uğruna göğüs gererek kahramanca savaşmasından duyduğu büyük gururu Atatürk sözlerinde şöyle ifade etmiştir:
"Tarihte bütün bir vatanı, çok üstün düşman kuvvetleri karşısında son toprak parçasına kadar karış karış kahramanca ve namuskarane müdafaa etmiş ve yine varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür. Türk ordusu, o cevherde böyle bir ordudur. Yeter ki ona kumanda edenler, kumanda edebilmek evsafına haiz bulunsun." (Atatürk'ten Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi, 1989, s. 135)
"Kahraman Türk ordularının kazandıkları büyük zaferlerden, şahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmişsem çok bahtiyarım. Yalnız bu noktada bir gerçeği açıklamak için söylemeliyim ki: Benim ordularımı ve sevk ve tevcih ettiğim (gönderdiğim ve yöneltiğim) hedefler, esasen ordularımın her erinin, bütün subaylarının ve kumandanlarının görüşlerinin, vicdanlarının, azimlerinin, mefkurelerinin (ülkülerinin) yönelmiş olduğu hedefler idi." (Atatürk'ten Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi, 1989, s. 137)
Başkomutanlığını yaptığı Kurtuluş Savaşı zaferinin tek sahibi olarak Türk ordusunu gösteren Atatürk, Türk erinden duyduğu memnuniyet ve güveni şu sözleriyle dile getirmiştir:
Türk neferi kaçmaz, kaçmak nedir bilmez. Eğer Türk neferinin kaçtığını görmüşseniz, derhal kabul etmelidir ki, onun başında bulunan en büyük komutan kaçmıştır." (Atatürk'ten Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi, 1989, s. 137)
"Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur (yılgınlık) bile gösteremiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kuran'ı Kerim, Cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler, kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur." (Atatürk'ten Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi, 1989, s. 136)
Atatürk, Türk askerinin, vatan sevgisini ve imanını anlatarak, eşsiz özelliklerin tarifini bu sözlerinde yapmıştır. Türk askerlerinin birlik olup oluşturduğu, üstün gücü ise şöyle tarif etmiştir:
"Benim için ordumuzun kıymetini ifadede ölçü şudur: Türk ordusunu bir kıtası muadilini behemahal mağlup eder. İki mislini durdurur ve tespit eder (ve yerine çiviler)." (Atatürk'ten Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi, 1989, s. 134)
Türk ordusunun, Kurtuluş Savaşı'ndaki çetin ve ani saldırıları karşısında şaşkına dönen Türk düşmanlarının, kahraman ordumuz ve onun büyük kumandanı Mustafa Kemal 'e duydukları hayranlığın ifadesi olan, yorumları ise şöyledir:
Gelibolu yarım adasının İngiliz başkomutanı Hamilton:
"Çok mükemmel komuta edilen ve cesaretli dövüşen Türk ordusuna karşı savaşıyoruz."
General Aspinal:
"Tarihte bir tümen komutanının üç ayrı cepheye, duruma nüfuz ederek, yalnız bir harbin gidişine değil, bir cephenin akibetine, hatta milletin kaderine tesir edecek, vaziyet yaratmanın bir eşine çok nadir rastlanır." (Atatürk, Bir Çağ'ın Açılışı, Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak, s. 383)
Vatanın her yerinde destanlar yazan, şanını tüm uluslara duyuran büyük Türk ordusuna Atatürk şu sözlerle hitap etmiştir.
"Türk ordusu! Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam askere rastgelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Kanaatinle, imanınla, itaatinle hiçbir korkunun yıldırmadığı demir gibi temiz kalbinle düşmanı sonunda alt eden büyük gayretin için gönül borcumu ve teşekkürümü söylemeyi kendime aziz bir borç bilirim." (Atatürk'ten Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi, 1989, s. 138)
"Türk ordusu! Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkiden daha temiz, daha sağlam askere rastgelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük senindir."
Memleketin büyük bir sıkıntı içinde olduğu dönemde bile büyük bir zafer kazanan Türk ordusundan Atatürk'ün Türk Milleti adına bir de beklentisi vardır. Bu beklenti, zor zamanlarda gösterilen çabanın Cumhuriyet'in hakim olduğu dönemde de sürdürülmesidir. Vatanın bölünmez bütünlüğünün korunmasına, halkın her türlü kargaşa ve anarşiden uzak, refah içinde yaşamasına yönelik gösterilecek bu çabayı Atatürk şöyle ifade etmektedir:
"Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!
Memleketi, en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman çizmelerinden nasıl korumuş ve kurtarmışsan, Cumhuriyet'in bugünkü verimli devrinde de askerlik tekniğinin bütün çağdaş silah ve araçlarıyla donanmış olarak görevini aynı başarılılıkla yapacağına hiç kuşkum yoktur." (Atatürk'ten Seçme Sözler, Derleyen: Cihat İmer, Remzi Kitabevi, 1989, s. 138)
Hiç şüphesiz şanlı ordumuz, Ata'nın bu isteğini, halkına verdiği güven ve gururla yerine getirerek, dünyada Türk Silahlı Kuvvetleri olarak şanlı tarihiyle yerini almaktadır. Büyük bir görev aşkıyla bu görevi yerine getiren Türk Silahlı Kuvvetleri, Atatürk'ün çizdiği yolda emin adımlarla taviz vermeden şerefle yürümekte, Türk halkının özgürlüğüne karşı oluşan, gizli ve açık her türlü tehditle mücadele etmektedir.

ATATÜRK'ÜN MEDENİ KİŞİLİĞİNİ EBEDİYEN YAŞATAN KURUM: TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ
Türk Silahlı Kuvvetleri Ulu Önder Atatürk'ün izinde emin adımlarla ilerlerken onun kendisine miras bıraktığı üstün seciyeyi, kişilik ve ahlak özelliklerini de büyük bir gurur ve liyakatla üzerinde taşımaktadır. Bu değerli emaneti gelecek nesillere aktarmayı şerefli bir görev kabul etmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, iç ve dış düşmanlara karşı, ülkemizin varlığının ve bekasının en büyük teminatıdır. Bu şerefli kurum, milli varlığımızı korumak için yüzbinlerce şehit vermiş, tarihi şanlı zaferlerle dolu bir ordunun mirasçısıdır. Yüksek karakterini ve üstün seciyesini Türk'ün ayak bastığı her karış toprakta tarih boyunca ispatlamıştır.
Ülkemiz üzerinde sinsi emeller besleyenlerin faaliyetlerini bugüne kadar hep boşa çıkarmış olan Türk Silahlı Kuvvetleri, dün olduğu gibi bugün de pusuda bekleyen düşmanlarını fiili bir saldırıya girişmekten caydırmakta, kahramanlığı, vatanseverliği ve askeri dehasıyla tüm dünyanın hayranlığını kazanmaya devam etmektedir. Şanlı Türk ordusu bugüne kadar, hiçbir karşılık beklemeksizin memleketimizin ve milletimizin hayrını, güvenliğini ve bütünlüğünü gözetmiş; tüm kurumlarıyla Cumhuriyetimiz'in, laikliğin, hukukun ve demokrasinin savunucusu olmuştur. Her türlü siyasi tartışma ve çekişmenin üstünde yer alan mukaddes bir kurum olan Türk ordusu, Türk Milleti'nin sahip olduğu toprakları işgalcilerin elinden kurtarmış ve Cumhuriyet tarihi boyunca da bu toprakları her türlü iç ve dış düşmana karşı kahramanca müdafaa etmiştir. Büyük Önder Atatürk’ün, "Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarfetmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkansız teminatıdır" ifadesiyle de dikkat çektiği gibi, Ordumuz varlığımızın en önemli güvencesidir.
Şanlı Türk ordusu, çökmüş bir imparatorluğun içindeki milli toprakları korumak için yüzbinlerce şehit vermiş bir ordunun mirasçısıdır. Önce Balkan Savaşları'nda büyük bir Slav ittifakıyla; sonra I. Dünya Savaşı yıllarında, Çanakkale'de, Kut-ül Amare'de, Süveyş'te, Kafkasya'da dünyanın en güçlü ordularıyla; ardından Kurtuluş Savaşı'nda İngiliz desteği ile Anadolu'yu işgal eden Yunan ordusuyla savaşmış ve böylece tüm bu toprakları o asil kanıyla sulamış bir ordunun mirasçısıdır. Ardından, sahip olduğu üstün yetenekler, disiplin ve kararlılığı ile Avrupa'nın yayılmacı güçlerini frenleyen, II. Dünya Savaşı yıllarında tüm Avrupa'yı işgal eden Hitler'i dahi caydıran, Sovyet tehdidine karşı dimdik ayakta duran, Kore'de kahramanlık destanları yazarak tüm dünyanın gıptasına mazhar olan, Kıbrıs'ta gözüpekliğini ve kararlılığını tüm dünyaya göstermiş bir ordudur. Ve 1980'lerin başından bu yana, ülkenin birliğine ve bütünlüğüne kasteden teröre karşı en zor ve çetin mücadeleleri veren, bir gerilla savaşında verilebilecek en az kayıplarla basiretli ve etkili bir mücadele yürüten güç de yine Türk Silahlı Kuvvetleri'dir. Terör örgütünün, dış ülkelerden aldığı onca desteğe rağmen amacına ulaşamamış olmasının, bunun aksine bir çözülme ve dağılma süreci yaşamasının en büyük nedeni, kuşkusuz yaklaşık 15 yıldır azimle sürdürülen bu mücadeledir.
Türk ordusu şanlı bir geçmişe dayanmaktadır ve bugün de hala aynı vasıfla Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük güvencesi olmaya devam etmektedir. Bu ise, kuşkusuz vatanını ve devletini seven her Türk'ün göğsünü kabartmaktadır. Milletimizin ordumuza olan inancı ve güveni tamdır. Yapılan tüm kamuoyu anketlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, milletimiz tarafından "ülkenin en güvenilir kurumu" olarak gösterilmesi de bunun bir ifadesidir.
Türk ordusunun binlerce yıllık şanlı tarihinin son yüzyılı içine alan şerefli mazisinde Atatürk'ün Türk askerine emanet ettiği manevi mirasın rolü elbette ki tartışılmaz. Şimdi Silahlı Kuvvetler mensuplarımızın Atatürk'ün yolunu izleyerek ve onu örnek alarak eriştikleri üstün vasıflarına değinelim.
Subaylarımız titiz bir eğitimle yetiştirilmektedirler
Subaylarımız, Yüce Türk Milleti'nin içinden çıkmış, özel sınavlarla seçilmiş, ruhi ve bedeni mükemmelliğe ulaşmış, üstün ve son derece titiz bir eğitimle yetiştirilmiş kıymetli vatan evlatlarıdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bugün dünya çapında nitelikli, yüksek kültür sahibi, üstün vasıflı bireyler yetiştirmektedir. Nitekim Türkiye'deki askeri eğitim kalitesi, yapılan bütün dünya sıralamalarında, hem teknik bilgi hem de askeri şahsiyet açısından ilk sıralarda yer almaktadır. Subaylarımız felsefe, sosyoloji, tarih, askeri strateji, hukuk, ekonomi, uluslararası ilişkiler, bilgisayar gibi tüm temel konuları ayrı ayrı dersler halinde detaylarıyla okumakta ve son sınıflarda mühendislik fakültelerinde okutulan dersleri de alarak Harp Akademileri'nden birer sistem mühendisi olarak mezun olmaktadırlar.
Özellikle kurmay subaylarımız, hem Türkiye meselelerini çok iyi bilen, hem dünya dengelerini tanıyan, hem askeri, siyasi, ekonomik ilişkileri analiz edebilen yüksek nitelikli kişilerdir. Şahsi ihtiyaçlarına veya zamanın şartlarına göre değil, sadece vatansever duygularla milletimizin huzuru, devletimizin bekası için çalıştıklarından dolayı, kendilerini geliştirmede sınır tanımamaktadırlar.
Aldıkları uzun ve titiz eğitim neticesinde, bir profesör düzeyinde bilgi ve birikime ulaşmakta, hem iyi bir kumandan, hem iyi bir devlet adamı, hem iyi bir yönetici olarak yetişmektedirler. Cumhuriyetimiz'in kurucusu Büyük Önder Atatürk bu aydın, demokrat, ilerici yapının en ideal örneğini teşkil etmektedir. Nitekim Cumhuriyet tarihimizde bugüne kadar görev yapmış olan 9 cumhurbaşkanımızdan altısı da hep bu ocaktan yetişmiştir.
Ordumuzun başarılarında, subaylarımızın böylesine titiz ve nitelikli eğitim almalarının etkisi yüksektir.
07 agosto

O AN --


Yıl: 1928.Türkiye Cumhuriyeti henüz 5 yaşında.Dünyaya meydan okuyan lider.Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni saygın bir devlet olarak kabul ettirmesinin haklı gururunu yaşıyor o anda.Çünkü bu masadakiler O'nun ve Türkiye'nin gücü karşısında saygı duymaktan başka birşey yapamayan dünya liderleri.Bu masada.Yani Atatürk'ün masasında o anda tam 32 kral ve 62 cumhurbaşkanı var.


Düşmana diz çöktüren lider.''Milletin Efendisidir" dediği köylülerle birlikte memleket meselelerini konuşuyor.Onlardan biri gibi.Onların yanıbaşında.Bir taşın üstünde dikkatle dinliyor onları.Ve bir milleti uyandıran lider, o milletle birlikte yürüyor atiye.


O sadece bir asker.Bir devlet adamı değildi.O her anlamda bir öğretmendi.Matematik.Geometri.Tarih bilgisiyle yeni nesli Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ne yetiştirdi.İzmir Atatürk Lisesi'nde bir Şubat 1931'de öğrencilerle matematik dersindeydi.Kendine güvenen.Kendinden emin duruşuyla tam bir başöğretmendi.

1929'un 15 Eylül günüydü.Mustafa Kemal ve arkadaşları Yalova'daydı.Atatürk yolda gördüğü 9 yaşlarındaki bir çocuğa yolu sordu.İşte o çocuk Sığırtmaç Mustafa'ydı.Birgün sonra Mustafa'yı tekrar buldu ve himayesine aldı.Okuttu.Her iki Mustafa takım elbiseleriyle 15 haziran 1930'da sohbet ederken böyle yansıdı o an'a.

Manevi çocuklarından biri de Afet İnan'dı Atatürk'ün.Ekim 1925’te izmir’e geldiği günlerde bir ilkokulda karşılaşmıştı Afet Hanım'la.Afet İnan'ın isteği, öğrenimini sürdürmek ve yabancı dil öğrenmekti.Atatürk de O'nu İsviçre'ye gönderdi.Bu fotoğraf da 27 Ağustos 1934'te İzmir Vapuru'nda çekilmiş.Modern.Çağdaş Türkiye'nin lideri Afet Hanım'la dans ederken.

Her zaman çağdaş.Her zaman şık ve karizmatikti. Ama o hep bizden biriydi.Samimiydi.Cumhuriyet'in 10'uncu yılı kutlamaları için sunulan sayfalar dolusu sloğanı okumuş ve birinin altını çizmişti. ''Bunu beğendim'' demişti.O slogan şöyleydi: ''Atatürk, içimizden biri.''İşte içimizden biri Atatürk o anda Kızılcahamam'da yere bağdaş kurmuş dinleniyordu.

Cumhuriyeti kuran.Devrimleri yapan ve Türk halkının yönünü çağdaş dünyaya çeviren Atatürk sık sık yurt gezileri yapardı.İşte o gezilerden birinde çekilmiş bu o an.Türk kadınına hak ettiği çağdaş değerini kazandıran Atatürk'ün çevresi yine o çağdaş türk kadınlarıyla çevrelenmiş.

Ölümünden önceki yıllardı.Hastaydı.Ama durup dinlenmeden çalışmaya devam ediyordu.Türkiye Cumhuriyeti'nin geldiği yeri yeterli bulmuyor.Çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak istiyordu.Yorgundu.Ama biliyordu.Bu işte yorulmak yoktu.Zira O'nun yolundan devam edecek bir nesil düşlüyordu.Siyah-

beyaz bir ülkeyi.Karanlıklar içindeki bir ulusu işte böyle renkli bir hale getirmişti.Yola devam etmek gerekirdi.

 

Derleyen: H. Emre Turanoğlu


04 agosto

( BİNGÖL KATLİAMI ) -- 33 erin şehit edildiği olaydan Sağ kurtulanlar Anlatıyor



pkk'nın eylemlerinden herhangi biri, taş gibi sinirleriniz varsa okuyuverin lütfen.

33 erin şehit olduğu 12 yıl önceki katliamdan sağ kurtulan üç asker, yaşadıklarını anlattı

yıl 1993. malatya’dan iki sivil midibüse biniyorlar. hepsi sivil giysili. üniforma ve postalları çantalarında. hiçbirinde silah yok, kendilerine refakat eden tek bir askeri personel de. saat 18.00. bingöl’e 10 kilometre var. dağlık, dar bir yol. birden silah sesleri yankılanıyor. ilk virajı geçtiklerinde, 50 pkk’lının karşı yönden gelen bingöl tur’a ait bir otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil erlerden oluşan 50 yolcuyu esir aldığını görüyorlar. şoföre bağırırlar; ‘geri dön!’ şoför oralı olmaz. zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş... otobüsün kapısını, ‘orada ben yoktum’ diyen şemdin sakık, o zamanki adıyla ‘parmaksız zeki’ açıyor.

osman partal anlatiyor

trabzonluyum. iki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim. van-özalp’taki birliğime gidiyordum. yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara lastik patladığını söyleyip durdu. lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum. galiba telsizle konuşuyordu. şemdin sakık, şimdi hürriyet’te yayımlanan açıklamalarında ‘eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk’ diyor. yalan söylüyor. çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat sakık açtı. toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı. omuzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu. şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. ‘arkada, geliyor’ cevabını aldı. iki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. yani bizi bekliyorlardı.

doğulu-batili diye ayirdilar

geceyarısına kadar teröristlerle yürüdük. mola verildiğinde niçin kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. ‘tc ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız’ dediler. saat 01.00 sularıydı. sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk. şemdin sakık nereli olduğumuzu sorup, doğulu-batılı diye bizi iki gruba ayırdı. sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. dağda koşar adım yürümeye başladık. bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu. toplam 300 kişiydiler. bir köye gittik. kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı. kimi terörist evlere gidip istirahat etti. bir ahıra soktular bizi öldürmek için. sonra vazgeçtiler. tekrar yürümeye başladık. sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm. bir ırmaktan geçerken su içtik. dağ yoluna çıktık. davranışları sertleşti. durdurdular. saat 03.00 sıralarıydı. yolun kenarına dizilmemizi istediler. kolkola girip sıklaşmamızı istediler. yanımdaki arkadaşıma ‘devrem bizi vuracaklar’ dedim.

devremi ölü görünce bayildim

tir tir titriyordum. kalaşnikof, bixi ve kanvasların emniyetlerini açtılar. sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. taramaya başladılar. dizime bir mermi isabet etti. vurulanlar üzerime düşüyordu. kafamı koruyordum. hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar. gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. altı yedi arkadaşım sağdı henüz. diğerleri paramparçaydı. can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler... su istiyorlardı. ‘anne, anne’ diye bağırıyorlardı. öldüğümü zannediyordum. kendimi çimdikledim, ölmemişim. devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım.

bizi yan yana dizip 1570 mermi sıktılar

ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu. beyin, ayak... yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım. kan kaybediyordum. asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki elmalı karakolu’na gittim. olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. helikopter, tanklar geldi. şehitleri aldık. olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu. yani silahsız erlerin herbiri için 50 mermi kullanmışlardı...

şoför biliyordu

erkan omay anlatiyor


adanalı hemşerim mehmet tura’yla manisa-kırkağaç’ta acemi eğitimimi tamamladım. 24 mayıs sabahı, jandarma komando olarak siirt’teki birliğimize gitmek üzere malatya’dan iki sivil midibüse bindirildik. 50 askerin hiçbirinde silah yoktu. bizi koruyan refakatçı da. bingöl’e 10 kilometre kaldığını belirten tabelayı geçtik, ilk dönemeçte silah sesleri duyduk. saat 18.00’di. karşı yönden gelen bingöl tur otobüsünü tarayan 50 kadar pkk’lı, çoğunluğu bizim gibi asker olan yolcuları indirmişti. şoföre geri dönmesi için bağırdım. duymazdan geldi. zaten tuhaf şekilde, 4 saatte 3 mola vermişti. bizi indiren pkk’lılar ‘geleceğinizi biliyor, sizi bekliyorduk’ dedi. o sırada feryat figan, yaşlı bir adam çıktı karanlıklardan. ‘oğluma ne yaptınız’ diyordu. adını söyleyince oğlunun otobüslerde olmadığı anlaşıldı. çok yaşlı olduğu için babaya dokunmadılar. geldiği gibi gitti. o baba sayesinde kurtulduk. hepimizin öldüğü sanılıyordu. askere gidip sağ kalanlar olduğunu söylemeseydi teröristler hepimizi öldürecekti.

yanlişlikla 9 şehit daha

sürekli yürüyorduk. ertesi gün 12.00’de silah seslerinden askerlerin yaklaştığını anladım. asıl harekat 16.00’da başladı. sikorsky ve f-16’lar uçuyordu tepemizde. pkk’lılar kazma kürek çıkarıp siper kazdı, kayalıklara saklandı.

bizi hedef olarak ortada bıraktılar. askerimiz, yanlışlıkla içimizdeki 9 eri şehit etti bu yüzden. müthiş bir yağmur vardı. bizi kalkan olarak kullanan şemdin sakık bir ara yanımıza geldi, sağ kaldığımızı görünce şaşırdı. teröristler geri çekiliyordu. 13 kişi kalmıştık. kurşuna dizilenlerin arasından kurtulan osman partal da aramızdaydı. ellerimizi çözmeyi başardık. kaçmaya başladık. karşılaştığımız birkaç teröriste ‘bizi serbest bıraktılar’ dedik. inandılar. birbirimizden ayrılmış, askerlerin bulunduğu yöne koşuyorduk. bulduğum bir dala beyaz mendil bağladım, bir yandan bağırıyordum. tükendiğim anda korucular ve askerlerden oluşan timle karşılaştım. mavi berelileri görünce ağlamaya başladım. komutan ‘pkk’lı var mı içinizde?’ diye sordu. sonra sarılıp hepimizi tek tek öptü. bingöl cezaevi’ndeki bir koğuşa götürdüler bizi. elbiselerimizi değiştirdik. evlerimize telefon edebileceğimizi söylediler. kafam durmuştu yaşadıklarımdan sonra. evin telefon numarası bir türlü aklıma gelmediği için arayamadım.

erkan umay anlatiyor

10 kişilik yakın korumaları arasındaki, ‘hemşire’ diye hitap ettikleri kadın bizimle alay etti. sakık, ‘sorunumuz rütbelilerle, size bir şey yapmayacağız’ dedi. her birimize nereli olduğumuzu sordu. aramızda denizli ve konya’dan olanlar çoğunluktaydı. hemşerilerden oluşan timler daha başarılı olur, tehlikelidir diye bir kenara ayırdılar. şehit olan 33 arkadaşımızın çoğunun bu iki ilden olmasının nedeni bu. bu arada bir er ‘ben kürt’üm’ deyince pkk’lı ‘kürt-türk fark etmez. asker askerdir. biz askere düşmanız’ dedi. tek sıra olmamızı istediler. en başta ben vardım. mehmet tura 6’ncıydı. yan yana olalım diye gittim, 7’nci oldum. ‘baştan 6 kişi gelsin’ dediler. diğer sıralardan aldıkları 6’şar kişiyle bir grup oluşturdular. ‘kolkola girin’ deyip götürdüler. arkadaşlarımız kolkola ölüme gittiler.

silahlar 10 dakika hiç susmadi

derken yer gök kalaşnikof cayırtısına boğuldu. kalaşnikoflar 10 dakika boyunca hiç susmadı. mehmet’in bana son bakışını unutamıyorum. sırada yer değiştirmesem, onun önünde dursam beni götüreceklerdi, mehmet ölmeyecekti. adana’da ticaret lisesinde sevdiği bir kız vardı. terhis olur olmaz evleneceklerdi.

askerin üniformasını çıkartıp kendisi giydi

erkan omay anlatiyor


sayıları 150’yi bulan pkk’lıların silah tehditi altında yürümeye başladık. bir köyün alt tarafında durduk. 15 yaşındaki terörist ‘200 metreden sigarayı bile vururum’ diyerek böbürleniyordu. içimizde komando olup olmadığını sordu. tişörtümde ‘kırkağaç-komando’ yazıyordu. beyaz gömleğimi çıkarmamı istediler.devrem konyalı adnan gebeş’in verdiği parkayı giyip, bunu sakladım. bu sırada teröristler el koydukları çantalarımızda bulunan üniforma ve postallarımızı giydi. türk askeri kılığına büründüler. ellerimizi sicimle bağladılar. mehmet tura’yla kaçmaya karar vermiştik. tuvalet bahanesiyle elimi çözdürdüm. o sırada korkunç suratlı bir terörist gelip kalaşnikofu ağzıma soktu. ‘bir daha kaçmayı aklından geçirirsen beynini dağıtırım’ dedi. sabahın 02’sine kadar yürüdük. elebaşı şemdin sakık, türk askeri üniforması giymiş, elindeki telsizle emir yağdırıyordu.

üstün başarılı işsiz

erkan omay, diyarbakır askeri hastanesi’nde bir hafta psikolojik tedavi gördü. hava değişiminden sonra havancı jandarma komando olarak eruh’taki birliğine katıldı. sevkiyatın yine korumasız otobüslerle yapıldığını görünce tepki gösterdi, birliğine uçakla gönderildi. katıldığı operasyonlarda çok sayıda üstün başarı belgesi aldı. şu anda işsiz olan omay, ‘en ufak bir şey olsun, askere gönüllü giderim’ diyor.

bizi tarayan pkk’lıyı 4 yıl sonra yakalattım

tekerlekli sandalyeye mahkum olan erdal özdemir, değişik dönemlerde tedavisi için denizli’de bulunan askeri hastaneye gidiyordu. bingöl katliamının üzerinden 4 yıl geçmişti. ancak, erdal özdemir, kendisine ateş edenlerden bazılarının yüzünü hiç unutmadı. erdal, kendisini ateş eden pkk’lıyı nasıl yakalattığını şöyle anlattı: ‘kuzenimle birlikte hastanenin hariciye koğuşuna gittik. koridorda doktorun gelmesini bekliyorduk. o sırada aynı yere gelen iki asker gördüm. yüzlerine bakınca birisini hemen tanıdım. bu, bana ve silah arkadaşlarıma kalaşnikofla kurşun yağdıran pkk’lılardan birisiydi. aradan 4 yıl geçmiş, şimdi asker olmuştu. ben dikkatlice yüzüne bakarken, sanki o da beni tanımıştı. ikimiz de heyecanlandık. orada ‘33 eri vuranlardan birisi burada’ diye bağırmaya başladım. biraz sonra bu kişiyi yakaladılar. benim yanılıp yanılmadığımı anlamak için çok değişik teşhis yöntemleri uyguladılar. hiçbirinde de yanılmadım. zaten bu kişi de dgm’de yargılanmaya başlamıştı.’

mahkeme: şüphenin saniğin lehine yorumuna

genelkurmay yetkilileri, denizli’de bu olayın yaşandığını doğrularken erdal özdemir’in dikkati sonucu 33 erin şehit edilmesi olayına katılan ve eylemin olduğu dönemde 16 yaşında olan bingöllü necmettin a.tekin’in yakalandığını söylediler. a.tekin, jandarmada ve dgm’de verdiği ifadede bingöllü olduğunu, ancak eyleme katılmadığını öne sürdü. mahkeme ‘kuvvetli bir şüphe mevcut olduğundan şüphenin sanık lehine yorumlanmasına’ karar verdi ve necmettin a. tekin hakkında beraat kararı aldı.

köylüler kürtçe alay ediyordu

erdal özdemir


o gün hatay-serinyol’da bulunan 121. jandarma alayı’nda acemi eğitimini tamamladıktan sonra yeni görev yeri bingöl’e gidecekti. o da şoförden şüpheleniyordu. bingöl’e 10 kilometre kala mola vermişlerdi. ‘gözüm hep şoförün üstündeydi. sanki bize doğru bir kötülük yaklaşıyordu. telefon edişinden, iyice huylanmıştım. sanki bir yerlere haber veriyordu’ diyor ve anlatıyor: ‘yolumuza devam ettik. az ilerledikten sonra beyaz renkli bir kargo kamyonuyla yolu kesmişlerdi. başta, elleri silahlı 10-15 kişiydiler. sonra sayı giderek artmaya başladı. bizi de araçlarımızdan indirip tek sıra halinde durmamızı istediler. daha sonra birisi, 5’erli sıra olmamızı istedi. biz denilenleri yapıyorduk. ismini bilmediğimiz bir köye getirdiler. köylüler bize gülüyor, bazıları yüzümüze tükürüyordu. bunlar çok ağrıma gidiyordu. ancak çaresizdik. yol boyunca pkk’lılar ‘t.c’ye askerlik yapmayın. eğer bize katılırsanız canınız kurtulur’ diyordu. köylüler pkk’lıları kürtçe bir şeyler söyleyerek alkışlıyorlardı. pkk’lılar da onlara bir şeyler söylüyor, başarılarını kutluyorlardı.

yüzükleri bile aldilar

köyden çıktıktan sonra 3-4 saat daha yürüdük. sonra 10’arlı sıra oluşturmamızı istediler. ceplerimizi teker teker boşalttılar. parmaklarında yüzük olanların yüzüklerini bile aldılar. benim de üzerimde bulanan 2 milyon lirayı, samsun sigarasını, jetonlarımı, çantamdaki spor ayakkabılarımı aldılar.’

arkadaşımın kanını içerek sağ kalabildim

katliamdan yaralı olarak kurtulan erdal özdemir, tüm çabalara rağmen felç oldu. bugün tekerlekli sandalyeye mahkum olan erdal ‘ölen arkadaşlarımın intikamını almayı çok istiyordum. ancak olmadı’ diyor ve ekliyor: ‘yapacak bir şeyimiz kalmamıştı. silahlar ölüm kusuyordu. gelişi güzel ateş ediyorlardı. o an hepimiz yerlerdeydik. ben yere düşerken, üzerime kol kola olduğum diğer arkadaşım düştü. daha sonra ölmediğini gördükleri kişilerin üzerine birer kurşun daha sıktılar. ben de yaralıydım ama altta olduğum için dikkat çekmiyordum. az sonra büyük bir sessizlik oldu. sürekli kan kaybediyordum. kısa sürede kan durdurulmazsa ben de ölecektim. üzerime düşen arkadaşımın akan kanını içmeye başladım. belki bu şekilde hayatta kalabilirim diye düşünüyordum. uzun bir süre sonra oradan 5 kişi yaralı olarak hastaneye götürüldük.’